Öne çıkan

Merhaba!

Aslında hayalim en genç kitap yazarlarından olmaktı. Ama her şeye para yetmiyor sanırım. Ve kendi başıma yazılarımı düzenleyecek zamanım da yok. Soooo..

Eski sevgilimi stalklarken yeni takip ettiği kızlardan birinin wordpress’ine rastladım. Neden olmasın dedim.

Bazen kendimi çok yavan hissediyorum. Kitap okumazken, yazı yazmazken, elimde bir bardak bitki çayı yokken veya klasiklerle dolu bir müzik listesi dinlemezken özellikle. Bu ben değilim diyorum ama kim olduğumu hala anlayabilmiş değilim. 19 yaşındaysanız ve yalnızsanız hayat (çok) zor. Aksini iddia eden kimse ile muhattap olmuyorum annem hariç.

Buraya yazacaklarım kimlere kadar ulaşacak bilmiyorum. Pek isim kullanmamaya, kullansam bile sahte olmalarına dikkat edeceğim. Eğer hikayemin içindeyseniz ve rahatsız olduysanız yazdıklarımdan, bunu söylediğinizde değiştirmemem veya silmemem için bir neden yok.

Umarım öncelikle benim başım olmak üzere kimsenin başına hiçbir şekilde bela açmam, yazarak yani.

Merhaba tekrardan.

Eğer okumaya devam etmeyi düşünüyorsanız bir yorum bırakırsanız (VE BENİ TANIYORSANIZ OKUDUĞUNUZA DAİR BİR MESAJ ATARSANIZ) sevinirim.

Edit: Anlaşılan bu post hariç diğer yazılarımda yenilerini yazdıkça en son yazdığım üstte olacak. Kronolojik olmasını tercih ederdim ama daha wordpressi nasıl etkili kullanacağımı çözemedim. Sorry (ben olsam en eskiden başlardım)

Edit: BOUN’da bile hala önyargılı ve gelişmemiş insanlar olduğuna inanıyorum. Yazdılarımı okuduğunuzda bana karşı saçma bir tavır geliştirecekseniz bunu kanıtlamış olacaksınız. Sorularınızı cevaplayıp eleştirilerinizi kabul edebilirim. Bunları yazmak istediğim için yazıyorum ve paylaşıyorum.

Beynimin içindeki farklı çığlıklar

Sadece yazıp stres atmaya geldim.

3 tane üst üste finalim var. 31inde ve 1inde. 72 düzgün saatim kaldı. Birisine dair hiçbir şey bilmiyoeum ve birisine dair tam olarak yarım bilgim var. Diğeri de 100 almamı gerektiriyor ama 50 alabilirim şu an.

Ben ne mi yapıyorum? Dün teslim etmem gereken raporu yazmaya çalışyıroum ama IR table a bakıp bakmamam gerektiğinden emin bile değilim. Ritalin attıktan sonra yeterli görmeyip bir de concerta gömdüm. What the fuck diye bir şey dinliyorum ve müziğin sesi asla yeterli gelmiyor.

Aklımda neler var, düşünmek istemiyorum. Düşünemem. Düşünemem ders dışı bir şey. Düşünemem. Düşünemem.

En azından bu baskılı 72 saati geçirmek için yeterli oksitosin ve serotonini sağladım 4 günde. Belki biraz fazla kaçırdım rahatlamayı, öye olmasaydı yetiştirebilirdim. Bilmiyorum.

Umarım çok fazla büyük bir sıçış yaşamam. Çünkü sadece 3 ders ve diğer dönem 8 ders falan alacağım. Başımın büyük dertte olması başımın daha az dertte olması anlamına gelecek de olabilir. Bilmiyorum. Gidip ağlamadan çalışmaya çalışayım. IR table ile biraz daha bakışayım. Umarım doğru tabloya bakıyorumdur en azından.

xoxo

Şu an ona söylemek istediklerim

Pazartesi sabah bi mesaj atmış, feysbuktan, bana wpden ya da dcden yaz diye. Ona kısaca haddini bildirip geçtim. Ama daha yazasım, biraz bağırasım veya çükünü kesesim var. Çok sinirli de değilim aslında, sevgi de beslemiyorum. Ama hem sinirli olmayıp hem de sevgi beslemediğim birisi bir yabancı olur benim için. Kesinlikle bir yabancı değil. Onunla tanışmamak ister miydim? Hayır onunla tanışmak ama birlikte geçirdiğimiz iki hafta sonrasında asla onunla muhatap olmamak isterdim. “İlişkileri ne zaman bitirmeniz gerektiğini güzel ayarlamanız gerekir.“-ben

Ona söylemek isteyeceğim roman kadar olması ihtimali olan yazıyı buraya bağırcam şimdi. Muhatap olmak istemiyorum çünkü. Yani istiyorum da, muhatap olmamam lazım. Here we go.

Bana ne yaptığının farkında bile değilsin. Senin anlama kapasiten ve eqn buna yetememiş olabilir, ama o gün çok kırıldım. Baya dayak yemiş gibiydim. Bu hissin geri dönüşü yok. Ben annem değilim. Affetmem. Olmamış gibi davranmam. Kavga çıkacak olursa susup dinlemem. En fazla şoka girerim ama söylemem gereken şeyi söyler ve kurtulmam gereken kişiden kurtulurum. Zaman benim üzüntümü alıp götürmedi. Ben onu bilinçaltımın derinlerine attım. Tıpkı hatırlamadığım diğer şeyler gibi. Hala bazı parçalar aklımda olsa da uyandığım anı unutmuyorum mesela. Ve kapıyı suratına çarptıktan 15 dk sonra bile hala “şaka yapmıştır, ekmek falan almaya gitti kahvaltı için” diye düşünüp bir süre sonra xanax ile sakinleşmem gerektiğini. O gün atakan ve alperenle içtim ve ağladım. Anlattığım herkes çok sinirlendi. Senin bana hala yazmaya yüzün varsa hiç benim perspektifimden bakmamışsın olaya demek ki. Beni önemsemediğini zaten biliyorum. Ama beni önemsemeyen birisi ile duygusal bir ilişkiyi bırak cinsellik bile yaşamayacağımı bilmiyorsun sanırım. Beni tanımaya çalışmamış olabilirsin bile. Hiç. Ve evet kendimi bu kadar düşürmem. Önceleri bu kadar düşürür müydüm, bilmiyorum. Sokakta gördüğüm, hiç tanımadığım bir insan değilsin. Bana bunları hissettiren bir insansın. O gün bile deseydin ki gel takılalım, no strings attached, belki idi cevap çünkü beni o kadar kırmamıştın. Şimdi bunu demen gerçekten sikini kopartmak isteği oluşturuyor.

Hayatıma giren insanlarda, romantik açıdan, gerçekten sevdiğimi düşündüğüm insanlar var. Murathana olan sevgimi asla kaybetmedim mesela. Sadece o sevgi, romantik açıdan çıkıp başka bir boyuta geçti. O boyutun bir adı var mı bilmiyorum. Arkadaşlık da değil çünkü. Ama Murathan ölürse mesela, kalbimin bunu kaldırması çok zor. Ölmesini bile geçtim, ufacık bir zarar görür veya başarısız olursa üzülürüm. Ona dünyadaki tüm iyi şeyleri dilerim. Aşkı falan bulsun isterim. Hiç konuşmuyoruz onunla ne zamandır, hatta en son kötü olabilecek bir şekilde konuştuk ve sonrasında konuşmadık. Ama sevgim bitmedi.

Sevgimi bitirebilen çok nadir erkek var.

Ersin var. Başkalarına benden bahsederken takıntılı manyak demişti. Ona takıntılı olmam pek mümkün değil bu arada. Ama ona aşık olduğumu sanmıştı, sanırım. Buna rağmen sonrasında beraber zaman geçirdiğimizde bir de saygısızlık yapmıştı. Onun sikini koparmak istemem mesela -israf, kendi kendine çürüyebilir- ama okulda görürsem midem bulanıyo ve ciddi anlamda okuldan çıkmam gerekiyor. Sevgi beslemiyorum.

Neydi çocuğun adı diye düşündüğüm frengi çocuk emrah vardı. Gerçekten frengi miydi bilmiyorum tabii ama onun adı frengi çocuk. Anyways. Hikayeyi biliyosun. //Sanırım bloga da yazmıştım zaten.// Geçenlerde yazdı bana, sana yaptığım her şeyin kat kat kötüsünü yaşadım, karma varmış dedi. Daha da kötüsünü yaşar umarım. Küçücük yaşımda -evet kendimden iki sene öncesi için böyle bahsediyorum çünkü baya büyüyorum her geçen gün- başıma bunun da gelmesi çok haksızlıktı. Ona asla sevgi beslemiyorum. Elimde olsa GOT greyjoy sahnesini ona da uygularım. I hope you remember that.

Ve sen varsın. Ne yaptığının farkında bile olmayabilirsin. Ve biliyo musun sana şöyle şöyle yaptın şunu asla yapmamalısın diye ders vermeliyim belki de ileride hayatına girmesi muhtemel dişilere acıdığım için. Ama yapmıycam. Kendileri görsünler. Sana da bir tutam greyjoy sahnesi yazıyorum. Sana sevgi beslemiyorum. Seni sevmemekle de uğraşmıyorum. Keşke her şey farklı olsaydı diyorum ama ikimizin bir hayat kurabilmesi için senin farklı olman gerekirdi, çünkü, again, ben annem gibi bir insan değilim. Ben kabullenmem. Kader buymuş diyip yanında oturup seninle yaşlanmam. Diğer türlüsü”takılmak” için de en azından bana saygı duyman gerekirdi, bu yaz bana saygı duymadığını görmüş olduk.

Neyse.

Benim sevdiğim insanlar, benim tarafımdan sevilen insanlar dönüp dolaşıp üç beş ayda bir tekrar yazıyor bana. Diğer dişilerin de başına geliyo mu bu bilmiyorum gerçekten. Ben bu kürkçü dükkanı olmaktan bıktım. Ve şöyle düşünüyorum, onları benim sevdiğim gibi seven birisinin olmadığını fark ediyorlar. Biraz daha ruhumu daraltıp egolarını kasıp sevilmiş hissedip gitmek istiyorlar. Veya sonsuza kadar benle olmak da istiyo olabilirler hiç sanmıyorum tabi ama, gidenin geri gelmesine izin vermedim çünkü. Only murathan was doing that ve ben de ona yapıyordum ama sanırım bu yalama ilişki için çok olgunlaştık onunla. We grew apart. Neyse eren gerçekten niye bu kadar bahsettim mürüden bilmiyorum. Kısacası;

Seni benim sevdiğim kadar hiç kimse sevmeyecek. Bunu biliyorum. Çünkü benim kalbim gerçekten kocaman. Ve nispeten az kişi var içinde. Bu yüzden yerin boldu. Ve üstelik sevilmeyi hak etmediğin için de muhtemelen çoğu insan bunu fark edip yaklaşmayacaktır sana.

*Burda ayrı bi fact vereyim, hiç romantik bir şey hissetmediğim insandan tut, sadece hoşlanıp hoşlandığımı söylediğim insanı geç, zamanında çok sevdiğim ama şimdi o ayrı ismi olmayan sevgi türüne nakil olan insanlara kadar, herkes benim onlara aşık olduğumu düşünebiliyor. Çünküsünü ben biliyorum. Senin bilmene gerek yok.

Gerçekten söyleyecek başka bir şey kalmamış.

Haa unuttum.

Mide ameliyatı oldum. Klasik anlamda “iyi” birisi olmadığımı biliyorum ama ben kendime göre “mükemmel” bir insanım. Tek eksiğim daha doğrusu fazlam kilolarımdı. Çoğu benim ve diğer her şeyin suçu olsa da senin sayende de bir sürü kilo aldım bu arada. Şimdi o kiloları one day at a time atıyorum. Vücudum da istediğim şekle girdiğinde, tam anlamıyla mükemmel bir insan olacağım. Mide ameliyatına kesin karar verdiğim dönem senin bana bunu yaşattığın zamandan 2 ay kadar sonrasına denk geliyor. Diğer değişkenler de etkiledi tabi ama sen de etkiledin. Ve hayır kilo vermem iyi bir şey olmasına rağmen buna sebep olman çok kötü bir şey. Ve hayır kendi istediğim gibi olduğumda sana dönmeyeceğim tekrar. Belki bir gün seni görüntülü ararım ve “güzel” vücudumu gösterip benim hakkımda üç beş ay düşünüp pişmanlık hissetmeni sağlarım. Biliyorum pişman olursun. Çünkü tanıyorum seni. Nedenlerini ve sonuçlarını da biliyorum.

Bunları söylemek isterdim. Ama tek kelime bile etsem biliyorum ki bir iki ay civarında konuşacağız ve beni yine istemediğim şeylere ikna edecek. İkna olmayı değil düz bir şekilde istemeyi istiyorum. Herhangi bir konuda. Rahatsız hissettiğim şeyleri o an kabul etsem bile sonra beş ay aklımdan çıkmıyor. Pardon altı ay olmak üzere altı ay aklımdan çıkmıyor. İki buçuk seneyi geçen consent travmalarım da var evet. Geçmeyecek. Tekrar olmasını istemiyorum. Gerçekten, sadece greyjoy sahnesi mümkünse ya da yanan bir binanın içindeyse ve onu kurtarailecek tek kişi bensem kurtarmamayı tercih ettiğim sahnede onunla karşılaşmak isterim.

Bu gecelik bu kadardı. Gidip inorganik çalışıcam. Umarım. Kahve.

Tnx for listening guys

Motivasyon?

Hi!

Dönemin sonuna yaklaşırken ben hala ders çalışmaya başlamaya çalışmaya başlamaya çalışmaya başlamaya çalışıyorum. Sanırım hiç hayal ettiğim gibi bir dönem olmayacak. Yani zaten değil de, en azından ortalamamı 0.01 artırabilmek isterdim. Düşeceğini tahmin edebiliyorum. Ameliyat oldum ama bir önemi yok hiçbir zaman tam fonksiyonel bir insan olmamıştım zaten bir şeyler değiştireceğini düşünmüyordum bile. Hala rapor yazamıyorum. Cuma akşamına 3 deadlineım var. Hiçbirine başlayamıyorum.

Bunu yazmayı bile bitiremedim uyuycam güzel ağladım

IMDAT

Çığlıklar atıyorum

Kimse neden duymuyor???

Birisinin bana sarılıp birkaç saat kımıldamaması lazım.

Neler mi oldu? Ne olmadı ki?

Ameliyat kararım ile başladı her şey. İçebildiğim kadar bira içtim çünkü kalan hayatımda içemeyeceğimi kabullendim.

Ameliyat oldum. Şey, mide küçültme ameliyatı, evet. İnsanlar bunun ne kadar lifechanging bir şey olduğunu bilmiyor. En azından benim için öyle oldu. “Aaa ne kadar kilo verdin?” “Şu an ne yiyebiliyorsun?” “Ne çabuk ayağa kalkmışsın!” falan demek ilgilenmek olmuyor. Tam olarak nasıl davranılması gerektiğini bile bilmiyorum çünkü tam olarak böyle olsa keşke demedim hiçbir davranışa karşı. Ama insanlara karşı mesafeli durmaya başladım. Ameliyattan önce bile yakın arkadaş grubumla bir mesafe oluştuğunu hissetsem de sonrasında iyice arttı bu his. Belki de sevgim de midemin o tarafıyla beraber çıkartılmıştır diye düşünsem de hala sevebiliyorum.

Herkes saçımı toplayınca ne kadar güzel olduğumu söylüyor. Kendimi expose etmişim gibi hissediyorum. Daha önce ne kadar şişko bir yüzüm olduğunu göstermemek için açardım saçlarımı, şimdi benliğimi saklamak için açıyorum. Uzun süredir benliğimi saklamak zorunda hissetmemiştim. Bir de, galiba gülümsemeyince insanlar daha güzel olduğumu düşünüyor. Ben gülümsemeyi seviyorum oysa.

Annem ameliyat için gelme dediğim halde geldi ve geldiğine minnettar olsam da benim iyi olduğumu gördüğü zaman gitti. Ne zaman arasam kocişi ile oluyor. -öz babam- ve telefonu kapatıyoruz çünkü onunla arası iyi ve benimle çok ilgilenerek tekrar bozmak istemiyor. Bence, nasıl kibar tabirle söyleyebilirim, söyleyemem, tekrar cinsel hayatları başlaış bir şekilde ve o yüzden araları iyi. Ama ne için olduğu umrumda değil. Psikologumun dediğine göre babam beni ve kardeşimi rakip olarak görüyormuş. Anyway.

Keşke sadece bunlar olsa. Herkesle arama mesafe koyduğum yetmezmiş gibi bu mesafenin kimseyi rahatsız etmediğini görmek de çok rahatsız edici. Çok sorguluyorum. DO I EVEN HAVE ANY FRIENDS?

Yeni insanlarla da tanışıyorum az da olsa ve eskiden bildiğim insanlarla muhatap olmaya ve onların güzel özelliklerini görmeye de başladım ama bu çok uzun bir süreç. Neyse

Başka ne vardı? Evet dersler asla yetişmiyor ve bugün bir sınav kağıdına “sorry I put my mental health first” yazdım çünkü sınavdan önceki akşam en son şey düşünüyordum, eğer bugün denediğim gibi sabah da humus yesem ve sınavda kusmaya başlayıp gidip serum taktırırsam rapor alıp sonra girebilir miyim acaba. Cevap evetti ama o kadar da önemli olmadığına karar verdim en son.

Bir de bu aralar içimdeki sevgiyi yöneltebileceğim birisini arıyorum ve herkes risk altında. Birisi bana iyi bir şey yaparsa direkt aşık olurum diye çok korkuyorum. Zaten neredeyse başıma geliyordu ekimin ortasında bu ama ucuz atlattım, sanırım. Ama çok böyle aşırı bi yöneltilmemiş sevgi var ve bir şekilde sergilemem gerekiyor.

Eminim birkaç şey daha vardır ama bu gece de bir sinir krizine girip xanaxlandım o yüzden çok hatırlamıyorum. Belki dönerim.

love

^+%^+

Ben geldim.

Bunu dinliyoruz şu an. Benimle dinle. Sırayla.

Sigara. Yaz yağmuru. Eski yeni bilgisayar. Yeni eski çalışma masası. Tam buraya gelmeden 25 mg xanax emilmiş. Bütün gün kafamdaki hisler, hayaller, ölümler cümleye çevirilip birisiyle konuşulmaya çalışılmış. Sesli olarak muhatap olunan tek kişiler iki kurye ve iki kedi olmuş. Kedilerden biri anlamış, diğeri acıkmış. Kuryeler siparişi verip gitmiş.

Yalnız kalmaktan bıkılmış.

Elli kere falan ereni aramayı düşündüm. Numarasını tekrar kaydederken yanlışlık yapmış olabilirim, whatsappı görünmüyor. Doğru numara olsa bile aramanın yanlış olacağını biliyorum.

Şey… Yine nereden mi çıktı? Hayatımdaki nadir güzel varsaydığım ilişkilenmelerimden birisiydi çünkü. Ve onu evden kovmamıştım.

Bir süredir yalnızlıkla mücadele ediyorum. Böyle her gece ağlayacak gibi değil de… Uyumadan önce sana sarılan birisini hayal eder gibi… Yemek yerken bir şeyler izlemek yerine muhabbet etmek gibi… Günümü anlatıp gününü dinlemek gibi… Corona aşısını olmaya giderken yanımda gelecek birisi… Ya da kitaplık sipariş edecek olduğumda beraber yaparız yardım ederim sana diyecek birisi. Duş almama, dişimi fırçalamama gerek duymak isterdim evde. Şimdi ise istediğim kadar kokabilirim. İstersem her yere sıçabilirim. Bulaşıklarım bekleyebilir. Zaten benim pisliğim ve ben yıkayana kadar orada olacaklar. İsterse küflensin. Atarım. Benim için değerli çok az şey var sanırım. Evdeki her şey hem en büyük hazinem hem de en büyük çöplüğüm. Ben. Ben.

Aile beklentisi asla kalmadı. Canı istediğinde ona dünyanın en önemli insanıymış gibi davranabileceğim kardeşim arıyor. İki senedir görmedim. Like the other members of my fuxkin family. Babam ölsün diye bekliyorum. Belki biraz para kalır da mide ameliyatı falan olabilirim belki diye. Annem de bana fakir taklidi yapmaktan az kalsın fakire dönüşecek. Bir şeyi kırk kere söylersen olur mevzusundan haberi olmayabilir. Somebody say something to her. Bu kararlılığıyla paramız yok demeye devam ederse yakında götümü satmaya başlamam gerekecek sırf onun kirasını falan çıkarabilmek için. Beni buraya gönderdi, ve burada unuttu. Zaten göz görmeyince gönül unutuyor. Unutsun, sorun değil. Kimseden sevgi görmemeye çok alıştım. Alışmak istemedim. Ben istemedim ama alıştım. Ama parasızlığa alışamam ve bana bir garanti verildi. Its called “family money”. Şimdi benden esirgediği şey yani.

Ağustos sonu memografi yaptırıcam ilk defa. İyi hissetmiyorum çünkü. Umarım ölü çıkarım.

I went piyuvvvvvvvvvvvvvv

Hi,

This is not an e mail.

But it is.

Everything is formal shit.

Formality is shit.

I like it dont get me wrong. But

You cannot explain to me that where the fuck that 2R,3S came from.

I went mad today, again.

I want to quit AGAIN!

I cant. I cannot. Be formal.

Have tons of work to do. And I went mad again. Perrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrfect.

I have to finish my 2 reports and then bio midt shit. Its 23.42. I havent seen my bed since yesterday at this hour. I sleep 3-4 hours in a shitty couch. Anyway.

Way to go you shiny bitcj

I WILL FIND U

=0=

Nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum ama bir sorunum var. Nasıl çözeceğimi biliyorum ama herhangi bir adım atmak için ne enerjim ne zamanım var. Dünya başıma yıkılmadan başka çözümler düşünsem çok şirin olacak çünkü yıpranmak istemiyorum veya tekrar mutsuz olmak. Ama bunu düşünürken de mutsuzum. Oh wait

over

Duygusallık için zamanım yok. Hissetmek istemiyorum karışık duygular. Bugün stajın onayı da geldiğinde ne kadar da çok mutlu oldum. Çok şey düzeliyor mesela itirazım yok aksini söylemiyorum da. Ama eksikleri görünce. Klişeleşmiş bi döngüm var ve hoşuma gitmiyor. Buna girmemek için gerekirse beşşüz takla atarım. Bilerek öyle yazdım.

Hiçbir yere yazmayacağım düşüncelerim var artık.

Eski yeni

2011 model yeni eski ve göz alıcı bilgisayarımdan yazıyorum. Daktiloya dönmüş gibi hissetmemek elde değil. Çok güzel. Üç beş tane priz girişi kullansa ve internete bağlanmak için bir kabloya ihtiyaç duysa da seviyorum yeni eski bilgisayarımı.

En son ne zaman dersler veya listeler haricinde bir şeyler karaladım hatırlamıyorum. Ama iki gündür eski zamanlardaymış gibi hissediyorum, yaratıcılığım biraz uçtu tekrar(bu yazıda garip bir şey beklemeniz gerektiği anlamına gelmiyor). Sevindirici.

Sabah uyandığımda kedi sinekliğini tornavidayla açıp pencereden sarkarak sigara içiyorum ezginin günlüğü veya sevdiğim eski şarkılar eşliğinde. Kahvaltımı özenle yapıyorum günlerdir sanki aile evinde hazırlanıyormuş gibi. Mutfakta bir şeyler pişiyor sürekli ve ben bunları yerken pişmanlık duymuyorum çünkü hepsinin glisemik indeksi düşük. Evet insülin direncim tsh levellerimle yarışır derecede korkunç çıktığı zamandan beri kendime dikkat edeyim derken istemsiz güzel bir düzen oluşturdum. Ev havasız gelmiyor artık. Yine de, dışarı çıkarken eskisi kadar korkmuyorum. Hoş göbüşüm ve ben hala biraz zorlanıyoruz ve eski zamanlardaki gibi knock-off ayakkabılardan aldığım için hareket kabiliyetim sınırlı oluyor -biraz büyük geldiler ama halledicem- ama çok rahatsız değilim. Evet eski bilgisayar ve ucuz ayakkabılar. Param az kaldı. Pardon, ekonomi sikildi.

Dersler perşembe başladı sonunda. Boyumdan büyük işlere kalkışıyormuş gibi hissetsem de şimdilik iyi gibiyim. Hayatımda kendi iyiliğime ve derslerime, ve bazenleri aileme harcadığım zaman hariç hiç zamanım yok. Cuma günleri akşamüstüm boş bir tek. Bir arkadaşla buluşacak olmam demek o hafta kendime daha az vakit ayırmam demek. Olsun. Çok arkadaşım yok zaten. Çoğu kendini arkadaşım sanıyor olsa da :)) En iyi arkadaşımın Pamuk ve second best in ise kendim olduğunu bilmiyorlar. Cidden, minimum arkadaşım var.

Murathan aradı her zamanki gibi, onu her zaman seveceğim ama umarım onunla sonlanacak birisi olmam. Böyle devam ederse başarılı olmayacak. Değişmemekte ısrar ediyor.

Zaten erkekler konusunda tamamen bir oruçtayım. İhtiyacım yok yeni insanlara; arkadaş olarak da sevgili olarak da başka bir şey olarak da. Belki mentorüm olmasını isterdim ama eminim ki kimse beni desteklemez istemez şu an. Sonuç olarak elimdekilerle kalakaldım.

GOD klavyenin tak tak sesleri çok iyi geliyor sonsuza kadar böyle yazabilirim. Korkunç!

Bir hoparlör ve mic&cam ikilisi aldım. Cam kısmını hala çalıştırmayı başaramamış olsak da (teknoloji harikası amcam da denedi) halledeceğim bugün ya da pazartesi. Sonra da yeni eski bilgisayarım hazır olunca eski yeni bilgisayarımı amcama gönderip düzelttireceğim. Umarım düzelir yani. Herkesin bir laptoba ihtiyacı var ve şu ankiler çok pahalı. Mmm.. Belki de çok şey istiyorum bu eski yeni bilgisayar yeterlidir şimdilik? Bilmiyorum.

Alperenin ödünç verdiği KORKUNÇ MÜKEMMEL kitaba göz atıyorum. Henüz yarısını bitirmiş olsam da ona yenisini alıp bunu evlat edinmeyi beş kere falan düşündüm. Umarım bulabilirim aynısından. Öneririm eğer şu an yazdıklarımı okuyan varsa, sanmıyorum ama. Galaksi Kıyısında Geceyarısı Pikniği.

Bazı şeyleri unutamıyorum ama nasıl kelimelere dökeceğimi bilmiyorum. Beynimin arkasında çığlıklar bile olsa arkadaşlığımı bitirmediğim biri var. En azından ders çalışırken bunları düşünmeyeceğim.

22 yaşım bitecek tam bir hafta sonra bugün. Çocuk yapmak veya yumurtalarımı dondurmak istiyorsan 13 güzel yılım kaldı. Ölümsüzlüğü bulabilmek için 32 yıl. Ben daha 2. sınıftayım. Bu, diğerleri için yolun yarısı etse de, üniversite hayatı için, benim için değil. Uzun zamandır buradayım ve bitmeyecek gibi hissettiriyor bu. Ama annemin para göndermeyi bırakmasına iyi ihtimalle 3 yıl kaldı. 23’ten gün almaya başlarken 2 ve 3’lerle çevriliyim evet. Üstelik, doğduğum için mutlu bile değilim. Ölmediğim için kendimle constantly gurur duyuyorum though.

Bu arada, bu gece yarısı, yine lanet bir “cumayı cumartesiye bağlayan gece” İstanbul sözleşmesi iptal edilmiş. Rektör ataması da, korkunç tutuklamalar da, hukuk ve işletme fakültelerinin açılması da cumayı cumartesiye bağlayan gece ilan edilmişti. Gece 2’de. O gece neden öyle lanet, gerçekten anlamıyorum. Ve umuyorum ki gelecek hafta aynı şey olmayacak çünkü doğum günümü biraz olsun gülümseyerek geçirmek istiyorum. Özel benim için.

Evet, çoğu konuda bencilim. Sorry not sorry.

Sanırım şimdi yazmayı bırakıp dışarı çıkmak için hazırlansam çok tatlı olur. Kameramın pazartesi çalışır durumda olmasını isterim.

Love

Nefes al. Nefes ver.

İyi değilim. Uzun zamandır bunu hissetmemiştim. Yere kapanıp ağladım. Aylar yıllar olmuştu. Yerçekimine ihtiyacım var.

5 saat sonra uyanık olmam gerekiyor. Ve muhtemelen 10 saat içinde bu dönemin son lab raporunu teslim etmem gerekiyor. Nefes al. Nefes ver. Yalnız değilsin.

Eren hayatıma tekrar girmek üzere/girdi: ayırt edemiyorum. Birini hayatıma kabul etmek benim için çok büyük bir şey. Çok tehlikeli. Ateşle yaklaşılmaması gereken maddelerden birisi, belki en tehlikelisi kendimim. *new tattoo idea* Benim için ne kadar korkunç olduğunu anlamadığını hissediyorum. Şu anda I need my life to be calm city CALM CITY! Risk çok büyük. Zaten halihazırda uğraştığım riskler çok büyük. Çok çok büyük. Kaldıramıyorum.

Hayatımı yönetemiyorum. GTAdaki karakterim gibiyim. Ben karakterimin tanrısı olduğum için diyorum. Kızı o kadar başıboş bırakıyorum ki. Kendi başına ne yaptığı hakkında hiçbir fikrim yok. Aç mı susuz mu evine gitti mi nerede? Tabi oyunu kapatınca o da kapanıyor. Ama ben bi oyunun içinde değilim -bildiğimiz kadarıyla ve hayat bir şekilde devam ediyor. Nefes al. Nefes ver.

Pamuk bile endişeli baktı. İki hafta önce suratımda patinaj yapıp gözlerimi kör edip etmediğini umursamayan kedi bana endişeli baktı. Buna ciddi bir şey olursa benim mamamı kim verecek diye düşünmüş olabilir. Bir aydır falan ona *tarif etmeyeceğim* korkunç şeyler olan kabuslar görüyorum. Çok gerginim.

Aralıkta 28 gün boyunca yarı-regl oldum. Korkunç. Doktora gittim. İlaç yazdı ve ilaç bitince 4 gün daha tam regl oldum. Keşke bütün kanım bitseydi. İstesem bile çocuğumun olmama ihtimali var. Polikistik overın yanında. Bir de tiroitlerim benimle hoşuma gitmeyen oyunlardan oynuyor.

Birkaç haftadır (8 oldu, 9 olacak) büremden bi psikologla konuşuyorum. Gerçek bi psikoterapi hissiyatı vermese de güvende hissettiriyordu. Haklarım bitti. Bu perşembe bir ek seans yapacağız. İhtiyaç görürse bir de sonraki perşembe. Üşüyorum. Nefes al. Nefes ver.

Bölümden-ve okuldan- çok sevdiğim arkadaşlarım bulunan 10 kişilik bi wp grubum vardı. Pazartesi fark ettim ki ben olsam da olmasam da çok önemli değil onlar için. Değer verdiğimi düşündüğüm insanlar için bile önemli değilim. En ufak bir önemim olduğunu bile sanmıyorum gözlerinde.

Annem eskisi gibi değil. Bıkmalarının son raddelerine geliyorum. Beni yine sevecek eminim bir yere kadar ama… Beni kötü hissettirmede iki numaraya yerleşmek üzere. Ulan insanın ailesi bile yokken insan nedir? Pamuk benim ailem. O da mama verdiğim için işte.

Ya eren de beni belli çıkarlar için istiyorsa? Beş yüz yıl önce buranın linkini atmıştım, muhtemelen okumayacak ama olur da okursa hoşuna gitmeyecek şeyler düşünüyorum. Belki de ismimi değiştirsem iyi olacak.

Insanlar güvenilir yaratıklar değil benim dünyamda. Hiç olmamışlar ama bana yeni dank ediyor. Fark ediverdiğim anı hep unutuyorum. Gerçekten binlerce kez fark edip unutup tekrar fark ediyorum. Hafızam balık gibi bile değil.

Serap reyisin sözleri yankılanıyor: Şimdi seni fonksiyonel bir insan haline getireceğiz. Beynim çevirisini yapıyor: Kötü günler geçti, sırada daha kötü günler var.

Bu kadar mental problemle ve hala değişken ve dengesiz hayat problemleriyle olsam bile bir şekilde kendimi itekleyerek akademik hayatımın bir kısmını da tamamlıyorum. Tamamlamaya çalışıyorum en azından. Dişlerini sıkma. Dilini dişlerinin arasına koy. Nefes al. Nefes ver.

Bu günler geçerse, sistemde elenmezsem, yaşıyor olursam, master başvurumda ne diyeceğimi biliyorum: Fonksiyonel bir human being bile değilken kendimi itekleyerek bir şeyler yapabildim. Her şeyi yapabilirim. Try me.

Nefes al. Nefes ver.

Who cares if one more light goes out? Marjory does.

https://youtu.be/HneFCDaeQNY

Marjory… Yeni sırdaşım. Gerçek adı bu mu bilmiyorum ve umrumda da değil. Paylaştıklarımız beni biraz kendime getirmişti o gün.

Aylardır krizdeyim ama sanki her hafta bir üst levele atlıyorum gibi geliyor, tam da önceki levelin zorluğuna alışmışken. Nefes al. Nefes ver.

Ellerim uyuşuyor. Kaloriferin pütürlü kısmına sürüyorum birkaç saniye ve sonrasında düzeliyor. Dişlerini sıkma. Nefes.

Güzel bir evim var. Sıcak şu an. Üstelik doğalgaz faturam 190 lira geldi bu ay. Telefonum, internetim var. Türk telekomdan nefret ediyorum. Beni kendimden çok sinir eden tek şey o firma olabilir. Elimde olsa batırırdım şirketi.

Yeni kayyum atandı bu arada. Protestoları duymuşsundur. Kalbim acıdı. Boğaziçi Türkiye’de değil derdim. Ortam çok farklıydı. Bundan beş sene sonra Boğaziçinin Boğaziçi kalabileceğini sanmıyorum. Gaziye yaptıklarını yapacaklar. Biliyorum. Parçalanıyoruz.

Kilyosa ilk gittiğimde bile, biliyordum ki elli yıl sonra da gelsem burada bir evim olacak. Bir sahilim var. Her zaman gelebileceğim. It is mine. Well, it was mine. Bu korkunç kabuslar gerçek olursa homecoming mezun etkinliklerine bile gelemeyeceğim evde ağlıyor olacağım.

Ilk gün annemin doğum günüydü. Tutuklanmak istemedim annemin doğum gününde. Gitmedim. Sonra fark ettim ki gidersem ölürüm. Ya sinir krizine girip birisinin üstüne atlar ve kendimi tutuklattırırım, ya panik atağa girer yere kapanıp çığlık atmaya başladım ya da şişko olduğum için güney yokuşu çıkamam ve rezil olurum-daha da kötüsü herkes yürüyüş yapıyormuş gibi iken ben maraton koşmuş gelmiş gibi ıslak ve iğrenç olurum. Kaldıramadım bu riskleri. Yatay geçiş bakıyorum ama Bilkent de Koç da tercih döneminden sonra tam burslu kabul etmiyorlarmış. Etseler bile beni etmezlerdi. Milletin götüyle güldüğü başvuru kağıdı olarak kalırdım

Sonra düşündüm. Ben Boğaziçinden ayrılamam ki. Hani istesem bile yapamam. Ya diplomamla çıkacağım buradan, ya tabutla. Başka bir seçeneğim yok. Yok. Wish ya da want ın irrelevant kaldığı noktadayım. Zorundayım. Dişlerini sıkma. Dilini araya koy. Nefes al. Nefes ver. Burnunu çek.

Kimya ile bile şüpheye düşmüşken kendime sürekli hatırlatmaya çalışıyorum. Şu an fonksiyonel değilsin. Düzelince olacak. Olma ihtimali yüksek. Şu an bile bir şeyler yapabiliyorsun. Master ve doktorada bunları acı bir gülümseme ile görüşmeyi yapan kişiye anlatabileceksin. Yaşarsan. Geleceği düşünme. Her gün bugün ölmeyeceğim diye başla. Its not fair. Diğerleri fonksiyonel. Okulu donduramam. Imkan yok. Var mı?

Tekrar bir tur bakırköy yapar idim eğer korona olmasaydı. Bu da acil. H16yı saçma bir şekilde özledim. Tamam, saçma değil, özleyeceğimi biliyordum.

Acaba benim gibi olan, başından ana başlıkları benimle aynı olan problemler geçen 1 insan var mıdır. Olaylar değil ana başlıkları. Tamamen aynı. Mezarı nerededir acaba? Çiçek ekmek istiyorum, arada sulamaya gitmek.

Bi psikoterapistin benimle bedava ya da viski falan karşılığında saatlerce ilgilenmesini istiyorum. Konuşmamın çoğu burun akıntısı ve gözyaşı ile kesiliyor zaten. Annem buna para ayırmayacak. Biliyorum. Zaten eşek yüküyle harcıyorum. Umarım babam yakın zamanda gider de mirastan payıma düşen ile onun başlattığı domino taşları düşme olayını onarabilirim. Üşüyorum. Sahipsizim. Kendimin sahibi benim. Kendime ihtiyacım var. Keşke sarılabilsem kendime. Yumuşacık göbek. Bol bol ağlardım. Susmazdım, susamazdım.

Fiziki gece tedavimi tamamlayıp beş saatlik bir dinlenmeye çalışma uykusuna gideceğim. Teşekkürler.

ağladım

Yazamıyorum. Okuyamıyorum. Çalışamıyorum. Ölemiyorum. Yaşayamıyorum. Uyuyamıyorum. Uyanamıyorum. Zayıflayamıyorum. Başlayamıyorum. Sevilemiyorum. Başaramıyorum.

Bu sikik döngüden hiçbir şekilde çıkamıyorum.

Tüm organlarım beni terk ettiğinde -kabul, birkaçı daha terk etse de oluyor- köşemde ölüp gideceğim.

Hiçbir şey başarmadan.

Hiç aşık olmadan.

Teomanın dediği gibi, yüzme bilmeden.

Elimde olsa ölmek istemezdim. Her şey yolunda olsa. Bazı şeyler bile yetebilirdi.

Yıl bitiyor yine. Hala ölümsüzlüğü bulamadım. Böyle giderse hiç bulamayacağım. Öylece ölüp gidersem bir anlamı olmayacak. ***KENDİME NOT: ÖLDÜĞÜMDE OKUNACAK ŞEYLERİ HALLET***

Acaba bunla alakalı bir ayarı var mı herhangi bir uygulamanın. Mesela iki ayda bir check in yapmazsan seni ölmüş kabul edip belirli yazıları belirli yerlere ulaştıran bir ayar. *patendepending*

Bir alanda işe yaramak çok önemli ve güzel olurdu benim için. Ama gelin görün ki nereden başlayacağım hakkında bile bir fikrim yok.

Yalnız başıma ölüp gideceğim.

Pamuk, kedim, yüzümü yiyecek ve onu da bu yüzden uyutacaklar.

Annem babamı boşayacak son zamanlarımızı elimizden aldın kahrolası diyerek.

Biraz ağlayacaklar, sonra bitecek.

Ödev mailleri gelmeye devam edecek yine de. Ödev ve hatırlatma mailleri bitmeyecek.

Siktiğimin twitterı hiçbir hesabımı kapatmayacak. İstediğimde bile yapmıyorlardı. Öldün zaten diyecekler. Musallat olacağım twittera.

En fazla 10 kişi tarafından hatırlanacağım ama herkes beni çok seviyormuş gibi yapacak. Öldüm ya.

ACCEPT!

It is time for me to accept everyting happened was and still is my fault. Does not matter if it is directly or not. I must fix myself in a way noone has ever fixed anything. I am broken.

I try not to hear anything said to me. If I hear just one, I can kill myself. I do not know how to sometimes.

Should go to some doctors. Should wake up and dress for outside. Should smile and talk like nothing is happening. I cannot but I will. I promise. If I cannot, I am a dead woman walking. It is meaningless to live a life like this.

If

Anyway

Bye

Yetişkin

 

Ne zaman hayatımın gidişatı üzerinde kafa yormak istemesem erkek problemlerimi ortaya çıkarıyorum çünkü daha kolay bunu yapmak.

Paulo Coelho okumamalıydım belki bu kadar fazla. Nehirlere kapılıp gitmekten korkuyorum. Bunların denize açılan yol olmaları gerekiyordu.

Hayır, kafayı henüz yemedim. Bu doğru.

Ailemle ilişkilerimi tekrar sorguladığım bir döneme girdim. Kimlerin ailem olarak kalmasını tercih edeceğimi düşünüyorum. Aslında biliyorum ama, istemediklerimi silip diğerlerini bırakmak mı yoksa en sevdiklerimi bırakıp kalanını silmek mi yapılması gereken hamle, onu kestiremiyorum henüz.

Yalnız öleceğim.

Çoğu arkadaşımın büyük korkusu bu. Benim bir olgum oldu. Bunun aksini iddia edemez hiçkimse.

Kendime, elif 5.304592 a alışmaya çalışıyorum.

Benimle neredeyse 3 yıldır aralıklı görüşen psikiyatrım bana son görüşmemizde artık yetişkin olduğumu söyledi. Beklediğim şey buymuş sanırım. Birisinin farkın ne olduğunu söylemesi gerekiyordu. Anladım.

Artık yetişkin oldum.

Pek bir şey değişmedi bence. Sadece bazı şeyler daha net gözüküyor gözüme. Daha çok sinirlensem bile daha az tepki gösteriyorum. Çünkü ne fark eder ki?

Resmi olmayı öğrendim. Kilo vermek umudum olduğu için hala takım elbise almadım kendime. Ama resmi davranabiliyorum artık. Politik olmayı da öğrendim bence.

Etrafımda çok fazla insan yok. Yani çok normal olmaması ama genel olarak insanlara konuşmayı bıraktım. Arada telefonu elime alıp rastgele insanlara mesaj atıp hal hatırlarını sormayı düşünüyorum. Unutulmak istemem çünkü.

Önyargılarımı, dengesizliklerimi, başarısızlıklarımı, acılarımı, hislerimi, fiziğimi, insanların benim hakkında neler düşündüğünü biliyorum. Farkındalık biraz kabulleniş oluyor. Kendimden nefret etsem bile kendimden nefret etmiyorum. Kimseyi suçlamıyorum.

Dini inancı müslümanlık olanları kendimden olabildiğince uzakta tutuyorum. Bana bir faydaları yok. Beni kabullenemezler de asla.

Bir insanın yanında bir kez sevilmediğimi hissettiysem bir daha sevildiğime inanmıyorum. Bu biraz sıkıntı olabilir ama kendimi riske atmayı sevmiyorum artık. Taking a leap biraz korkusuz insanların işi. Ben üzülmek istemiyorum insanlara inandığım için artık.

Buna rağmen hayatımı bir cümle ile özetlersem, “En kötü ne olabilir ki?” olurdu.

Başta demiştim ya, ne zaman gidişatı düşünmek istemezsem erkeklere düşüyorum diye. İşte o kafa dağıtmak için. Çünkü ilişkinin %50si gerçekten benim elimde değil. Elimde olmayan şeyler için üzülmemeyi öğrendim. O bana kalan %50 de duvar oluyor artık.

Bir ilişki istemiyorum çünkü. Kilo vermez isem kimse beni böyle sevmeyecek. Belki seven olacak ama gerizekalı olduğu için olabilir belki. Çünkü dışım çirkin içim iyi de değil. İki türlü de kötü olan bir insanın nesini sevebilirsiniz? -Kendimi kötülemiyorum, stating the facts.- Kilo verir isem de kimse beni öyle sevmeyecek. Çünkü sadece fiziğe odaklanacaklar. Duygusal tüm erkekleri ilk 2 decadeimde harcamış olabilirim. Bilmiyorum. Ya da hepsiyle kankayımdır.

Çok fazla bahsetmeyi sevmediğimden 20 kere falan bahsetmişimdir. Ama buraya başka ne yazabilirim ki? Ne konuda içimi dökebilirim ki? En azından bunlar zararsız şeyler.

Babam trye kesin dönüş yaptı. Annemi sadece mesai saatlerinde arayabiliyorum. O da bazen akşam baban dışarı çıktı diye arıyor ve kapı sesi duydum geldi galiba diyip yüzüme kapatıyor muhabbetimizin ortasında.

Dayım ve ailesi kardeşimin hepatit c ile bir bağı olduğunu düşünüyorlar ve kardeşim asla kan aldıran bir varlık değil. Uzun hikaye. Ben temiz olduğum için hepimizin temiz olduğunu düşünüyoruz ama nasıl emin olabiliriz ki?

Bayram bugün. Birazdan bayram namazına kalkacak erkekler. Onbinlerce, yüzbinlerce hayvan kesilecek bu üç gün içinde.

Param yine azalıyor. Evde 3 kişi ve 1 kedi yaşayınca böyle oluyormuş. Bir daha asla benden bi boy küçük kuzenimle 4 saatten fazla zaman geçirmeyeceğim. Parkta oturup çekirdek kola yapmak tek seçeneğim olmalı. Para harcamamalıyım.

Eren beni sevdiğini düşündüğünü söyledi kendi kelimeleriyle.

Mürü de öyle yaptı.

Dünyadaki en ilginç insanlardan biriyle daha konuşuyorum. Hayatımda gördüğüm en mütiş erkeklerden olabilir. Olmayadabilir tabi.

Tüm erkekler am peşinde demek istiyorum tam bu noktada. Umrumda olmamalı çünkü. Düşünmeyi, kafa yormayı dinlendirici buluyorum amaaa…..

Ben her güne bir işten fazlasını koymamak, aşırı programlamamak,kendimi zorlamayı sevmemek falandan ibarettim. Bir anda üç erkek bir tık ağır geldi. Paulo, siktin hayatımı aşkım. Neden gider Alef diye kitap yazarsın ki? Tamam ismimi değiştirmek arzumdan vazgeçmemi sağladın ama, neden bu düşünceleri bu fikirleri aklıma soktun? Bana karşı herhangi bir zorun mu var? Yoksa neden??

Çocuklar duymasındaki meltem ile doktorlardaki o çocuğun ne kadar mutlu olduğunu stalklayıp hüzünlenme molasına girdim.

Yazacağım şeyler bitmiş sanırı-

I worked on this almost 7 hours straight and cried just 3 times. It is a progress.

Beni siklemeyen hocama raporumun sonunda bunu yazarak bir miktar acıma duygusu istemişsem ne olmuş yani? Hoş, hiçkimseyi siklemiyor bu aralar haksızlık etmeyeyim.

Sinirliyim, kendime. Birkaç saat önce istemesem bile sınıfta kalacağımı fark ettim. Çok önemsemediğimi sanıyordum ama resmi olunca kırıldım biraz. Belki de notlarımı düzeltmek için güzel bir fırsattır. Bilemem gerçekten.

Neyse ki elimdeki korkunç durumları tamamen görmezden gelip derslerden gelen hoş anksiyeteye tutulabiliyorum. Şimdi de sırada genel kimya 2 quizi ya da midtermi ya da her neysesi var. Hocamız bizi germediği için kimse tarafından baskı altında kalmadan ağlayabiliyorum. Evet başarısızlık beni geriyor. Biraz bu hissi yaşayınca daha önceden karşımda olan asıl problemlerin ne kadar korkunç olduğunu görüyorum.

Başarısızlık da kötü görünebilir ama bir yerde düzeltilebiliyor. Bazı şeyler düzelmiyor. Bunun bilinciyle daha rahatım çok gergin olsam bile. Evet saçma ikili.

Geçenlerde en yoğun zamanlardan birisinde arada gecenin bilmemkaçında Murathan aradı. Sesimi duymak için. Neden bilmiyorum ama bütün işlerimizi bitirdikten sonra tekrar karşılaşıp asla birbirimizi bırakmayacakmışız gibi hissediyor 15 yaşındaki inner Elif. Umarım haklıdır. Yani çok kötü fikir ayrılıklarımız veya arada bazı sorunlar olmasına rağmen karşılaştığım en iyi en nazik erkeklerden birisi. Hatta bi tek o. Sure, çoğu da dışarıdan iyi görünebilir, biraz tanıyınca veya çok iyi arkadaş olunca da iyi görünebilir. Ama kimseyi Murathanı tanıdığım kadar tanıdığımı /bu saatten sonra uğraşacağımı da/ sanmıyorum.

Eren olmazsa başka kimse olmaz demiştim ve belki de olmaz ama umarım bir gün en azından iş arkadaşı oluruz Murathanla. Şaka yapıyorum tabi ki illa ki karşılaşacağız ve mart 12den beri Pamuk hariç kimseye sarılamamış Elif çok yapışkan olacak kaç yıl geçerse geçsin. –herkese karşı değil, artık çok kişiye sarılabileceğimi sanmıyorum–  Çünkü bütün saçmalıklara rağmen her zaman Murathanı az da olsa seveceğimi biliyorum.

Enough with the boyz!

Sıradan problemler.

Gece çalışmaya başlarken donut ve filtre kahve söyledim. Filtre kahveyi ne kadar özlediğimi asla fark etmemişim. İndirime girmiş bi makineyi sipariş ettim görür görmez. Umarım sik gibi bişey göndermezler. Sinbo ama hayırlısı tabi.

Sigara almaya dışarı çıkmam gerekiyor umarım uyandığımda kendimde enerji bulabilirim.

Udemy şifremi bi arkadaşla paylaşacağım. İnsanlara güvenimi maddi şeylerle başlayarak ölçüyorum evet. Yine de kredi kart bilgilerimi sildim. Slow…

Buradan taşınamasam bile güzel fikirlerim var bu evle de ilgili olabilecek. Yine de yavaştan toparlanmaya başladım. Yaz okulu almamaya karar verirsem istediğim zaman çıkabilmek için kendimi hazırlıyorum. Bu zamanın ne zaman olacağını da biliyorum.

Mesut abiye gidip dip boyası yaptırdığım günden başlayarak ilkinde 1, ikincisinde 2 gün içinde kontrat imzaladım. –hatırladığım kadarıyla– Bu sefer de 3 olacak. Bazı inanışlarım var ve beni rahatlatıyorlar.

Önümüzdeki 20 gün içinde o kadar yavaş ve sıralı bir şekilde toparlanacağım ki önümüzdeki üç ay içinde ne zaman taşınmam gerekirse gereksin 10 gün içinde her şeyi halledebilmiş olacak seviyede olacağım. İddialıyım. Her şeyi tek başıma yapabiliyorum. Tek destek annemin arada sırada gelen tavsiyeleri ve istediğim zaman kısıtlı miktarda gönderdiği parası. Kısıtlı dedim ama you know me. Az da değil ama bu aralar piyango bileti almadan ikramiye falan kazanmayı hayal ettiğim için çok da gelmiyor.

Sanırım bir şekilde ağzıma yemek tıkma hayallerini gerçeğe dönüştürmeden bulaşık yıkayıp uyusam iyi olacak. Uyuyamayacağımı düşünüyorum ama uyanamazsam dışarı çıkamam. Sigaran azalıyor gerizekalı. Ve bir arkadaşım için de emlakçıma normalde uğrayacağımdan daha erken uğramam lazım. Koli biriktir diye tekelime alarm verip çöp atmam lazım. of.

Bir de netflixte çıkan son Türk filminde çok ağladığımı yazmak istedim. Biz Böyleyiz filmin adı. Çok bi albenisi yok. Sadece o kadar çok kişinin asla beni o kadar çok sevmeyeceğini bildiğim için kırıldım. Aile kurmak, çocuk yapmak gibi kavramlara heveslenmekten vazgeçmeye karar verdiğim için izlemesi zor oldu. Benim tek ailem annem ve kardeşim. Arada bana benzetilen uzak kuzenim ailem oluyor. Babaannem ve anneannemi ayrı tutuyorum. Sonuç olarak: Hayatım boyunca iki kişi benim ailem olacak. Eğer şanslıysam kardeşimin çocuklarına miras bırakabileceğim tabi eğer param olursa ve Kaan kendisine layık birisini seçip benim onayımı alabilirse. Belki olmaması da çok muhtemel yeğenlerim beni sever.

btw evet murathanla olursam bile çocuk istemeyebilirim çünkü ikimizin genleri efsane bir çocuk yaratabilme ihtimali ile bozuk bi çocuk yaratabilme ihtimalini %50 50 tutuyor. Belki de genetiğini değiştirirsek… Yine de sanmıyorum. Bu çirkin sik gibi dünyaya bide çocuk mu doğurayım.

Çok alakasız yerler. Yüzüğüm ve ben gidiyoruz.

Gevezelik saati is over.

Thanks for not taking this seriously.

Akademik krizler

Tuborg gold açıldı. Kenarda da kuruyemişim var. Tam delirmenin sınır noktasından 7. kez normale dönüyordum ki durup dinlenmenin ruhuma iyi geleceğini düşündüm.

Okulu bırakmayı düşünüyorum.

Bu aniden verilmiş bir karar değil.

Bırakınca ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim olmasa dahi şu anki düştüğüm durumdan daha kötü olmamalı bence, en azından kıyaslanabilir bir sıkıntı muhtemelen.

Ne mi oldu? Math ve phys 101leri sonbahar dönemine bıraktım bi iki hafta önce. -matı 4., fiziği 3. alışım olacak) Geçen dönemden kalan genel kimya 1’i ve bu dönem aldığım iki kimya dersini geçebilmek gibi bir hedefim vardı.

Hepsini bırak hiçbirinden doğru düzgün bir not alamayacağım kesin gibi- ve bunu tüm optimistliğimle söylüyorum.

Az önce lab raporu yazıyordum işte derslerden birisi için.

Yemin ederim en basit açıklaması şu: Aslında yapmadığımız labı yapmışız gibi farz edip güüüüya yaptığımız şeyler üzerinden rapor çıkarmaya çalışıyoruz bize cevabı veren kişiye neden o cevabı bulduğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz.

Şimdi, bazı problemlerim var bu saçmalık hakkında.

Birincisi, daha önce zorlandığımız derslerde zaten bunu ileride kullanmayacağız gereksizler gözüyle bakıp geçebiliyorduk ama bunları gerçekten öğrenmemiz gerekiyor. Ve bunu yaparken severek yapacağımıza o kadar inanmıştım ki kendimi sayfalara, tepkimelere, elimdeki kaleme bakarak ağlarken bulduğumda baya hayal kırıklığına uğradım.

Evet daha önceki drug&alcohol karışımlarından dolayı hafızamın ve beynimin gerekli bölgelerinden bazılarını yeterince kullanamadığımı fark ediyorum ve bu beni ayrıca üzen bir durum ama bu kadar çaresiz kalacağımı hiç düşünmemiştim. not: drug derken drug drug değil drug drug

Herhangi bir durumda yapamıyorum diyebilme şansımın olduğunu sanmıyorum çünkü a- yapabilecek daha iyi bir şey yok ufukta b- annem, babamı karşısına aldı ve annemi ve kendimi hiçkimseye mahcup etmek istemiyorum. Becerememiş densin istemiyorum.

Ayrıca Boğaziçi Üniversitesini bırakmak fikri bana kolumun birini koparmak fikriyle eşit derecede korkunç geliyor. Buradan başka hiçbir yerde gelişmek istediğimi sanmıyorum. Bu elimdeki neredeyse hiçkimsede olmayan fırsatları silip atmak bana tek kelimeyle aptalca geliyor.

Yapabileceğim minik bir değişim de var, yapabilirim, evet; Bu dönemi dondurup 2020 girişlilerle tekrar 1. sınıfmışım gibi başlayabilirim. Ama bu bir risk. Tabi ki şu anki bölümden olan içten arkadaşlarımı kaybedeceğimi sanmıyorum ama onlar bir ileri fizik alırlarken hala 101de kalmış olmak bile beni çok üzmüştü. Tabi ki daha çok insan çıkacak karşıma ama elimde olanı da kaybetmek istemiyorum boş bir korku olsa da.. Ayrıca bu dönem elimde kalan dersler gerek anlamda bir sene uzattığımı resmileştirmemek amacı ile çok önemliler. Bir türlü petrucciyi ya da solubility table ı ağlamadan elime alamasam bile.

Evet bu okulda ve bu bölümde kalacağımdan her ne kadar emin olmasam da kendimi itmeye çalışıyorum sonuca doğru.

Bu okulun en büyük problemi ne biliyor musunuz? Seks bile bir tabu değilken başarısızlığın tabu olması. Belki de her yerde başarısızlık bir tabudur ama konuşmak istediğimde utanmadan kimseye konuyu açamıyorum. Kimseye danışamıyorum. Serabı görmemin zamanı gelmiş de geçiyor sanırım. Im not okay.

Ne konuştuğumu bile bilmiyorum şu ana kadar. Ama fikirlerimi toplamama biraz da olsa yardımcı oldu. Kalan birayı dikip bütün gün delirmekten ilgilenemediğim çocuğumun yanına gidip sızmış taklidi yaparak uyumak istiyorum.

Bu arada taşınmak çok büyük sıkıntıymış. İnterneti sorun, elektriği doğalgazı suyu sorun, her şey bu adresime kayıtlı ve resmen burası ev. Ama fırsat varken yeni evimi bulmalıyım. Bu konu hakkında da kimseyle konuşamıyorum çünkü hiçkimse ana parası yiyen okumakta sıkıntı çeken tek kedili bekar bir annenin evi taşımasının zorluğunu bilmiyor.

Empati arıyorum. Biraz empati ve biraz benzer düşünceli bir insandan tavsiye.

 

karantina molası

merhaba,

kendi – sıradan – problemlerimle cebelleşiyorum bu aralar.

malum, karantina, sağlığın önemi falan. evet koronadan ölmek istemiyorum. ve daha da kolektif bir düşünce olarak, benim yüzümden insanların ölmesini istemiyorum. bir ayı geçti kendimi eve hapsedeli. damn it keşke balkonum olsaydı diye zırlıyorum bir aydır.

minnettarım bu aralar hayata. problemlerim çok sadeleşti çünkü. ve çok güzel olduğunu fark etmeye başladım bu sadelik sayesinde. *tamamen annem sayesinde* evim var, içi – çoğu – sağlıklı şeylerden oluşan buzdolabım, yanan kaloriferlerim, sıcak suyum, param, beni düşünen komşularım, bunlar yetmezmiş gibi bunların hepsini paylaştığım iki iki buçuk yaşında, bana aşık, kara bir oğlum var. *annemden bağımsız olarak* güzel arkadaşlıklarım….

belki de eksikliğini hissettiğim tek şey beraber karantinaya girmiş olmayı dileyeceğim bir birey. tercihen erkek. // erkek yazmaya çalışırken elim eren yazdı. düzeltmek üzdü. hala kırgınım. //

tek fazlalığım da abartılı bir şekilde bana rahatsızlık vermesine rağmen her tür çabama rağmen bir türlü azaltmayı beceremediğim kocaman bedenimdeki gereksiz moleküller. *halledicem*

yani ders çalışmaktan ve kendimi evden çıkmadan daha mükemmel daha daha mükemmel yapabilmeye dair çalışmalarım haricinde bu sıralar pek bir şey yok.

hikaye yazmaya tekrar başlamayı düşünüyorum. hele bi şu sağlıklı yemek pişirmek alışkanlığımı halledeyim. geliyorum. yakında.

umarım boş laflar etmiyorumdur. umuyorum.

~|~

Bir şeyler anlatmak istiyorum. Ne anlatacağım hakkında bir fikrim yok.

Boğazım ağrıyor gerçekten bırakmalıyım şu lanet sigarayı.

Artık hayatımda yanlış bir şey olmayacak. En azından yeni. Çünkü hayatıma insan almama kararından vazgeçmem verdiğim en kötü kararmış bunu fark ettim. Girenler çıkanlardan daha fazlaydı ama çıkanlar beni psikolojik olarak yerden yere vurup çıktı. En azından hala yaşıyorum.

Pamukla ikinci yılımızı kutladık. Hayatımın paylaşabilirim dediğim insanla yollarımızı ayırdık. Karantinada balkonsuz bir evde tıkılı kaldım. Başıma ne geleceğini hiç bilmiyorum. Huzurluyum.

Uzun zamandan beri ilk defa kahve içtim. İlginç bir deneyimdi. Yıllar sonra ilk defa sevişmiş gibi.

2018den beri astrologlarımın beklediği güne geldik. 5 Nisan. Bugünden başlayarak hayatımda önemli bir şey olacak. Evet inanıyorum. Hala duş almadım. Umarım özel elbisem kurumuştur. Evet inançlı birisiyim. Evet bir bilim insanıyım, astrolojiye inanan ve pagan olan bir bilim insanı.

5 Nisan benim için çocukluk yaşlarımda da çok önemliydi. Deli gibi takıntılı derecede aşık olduğumu sandığım çocuğun doğum günüydü. Ah be, çocukluk yaşlarım diyebiliyorum artık. Genç-yetişkin olduğuma hala inanmak istemiyorum. Büyümek çok çirkindi. Evet 20 yaşımı bitirdim. 18 yaşındayken 35 yaşına geldiğimi düşünmüştüm, tekrar küçüldüm, bir miktar da isteyerek. Eğer küçülmeseydim 38 olacaktım. Thank god 38 olmadım. Neyse

Bugün de daha fazla yazmak istemiyorum sanırım. Hijyeniniz bol olsun

Pointless

Bir süredir asla yazmıyordum. Sebebini bilmiyorum.

Yazdıklarıma tekrar göz attığımda genelde ağlıyorum, ama bu sefer bu bloga baktığımda tek bir şey fark ettim. Hayatım erkeklerden ibaret değil.

Kendimi özledim, ve covid-19 sayesinde tekrar buluyorum, sanırım.

Artık o kadar az sigara içiyorum ki, canım istemesine rağmen. Bir sigarayı yakmadan önce birkaç dakika ağzımda dolaştırıyorum çünkü. Sigarayı da bütün kötü şeyleri bıraktığım gibi bırakmaya çalışıyorum.

Bugün yoga da egzersiz de yapmadım. Yapmalıydım ama bir gün de böyle geçebilir.

En yakın arkadaşımı mecburiyetten dolayı ev arkadaşım yapıp nasıl bir insan olduğunu görüp gönderdim.

Kilo aldım, verdim.

Çok az seviştim bu sene. Benden beklenmeyecek bir şey. Biraz kendi isteğimle bir de benimki olmasını istediğim insan sorun yapmasın diye. Hayır size ereni de anlatmayacağım. Beni daha iyi tanımasına fırsat veririm belki diye buranın linkini atmıştım ama wattpad hikayesi gibi olduğunu söyleyip okumadı çoğunu. Muhtemelen bu hareketinden ve son iki haftada özellikle karşıma çıkan tepkileri yüzünden tekrar düşünmem gerekiyor ne halt yediğimi. Bunu okursa da önemli değil.

Erkekler önlerine kitap gibi geçmişlerini açan kadınlardansa gizemli ve yakınlarında olanları tercih ediyorlar zaten. Önemli değil.

Bu sefer de mutlu olmazsam hayatıma Bilge ablamın sexually active olanı olarak devam edebilirim. Asla gocunmam.

Zaten kimsenin beni benim istediğim gibi sevemeyeceğini tekrar tekrar tekrar fark ettim. Birkaç denemeye daha ihtiyacım yok.

Karantina günlerim muhtemelen diğer insanlardan daha güzel geçiyor. İnsanlar alışık değil kendileriyle yüzleşmeye. Üstelik ben sadece Pamukla yaşıyorum.

Buraya önemli bir şeyler diyebilirim belki diye gelmiştim, ama merhaba deyip kaçıyorum. Tekrar merhaba wordpress

 

 

 

 

 

 

 

 

Hey

Prozacla başlamıştı tüm yolculuk. Sanırım. Şimdi ise xanaxım çabuk etki etsin diye dil altından almaya başlayan o kız oldum.

Ne zamandır buralarda olmadığımın farkındayım. Yazmanın bana iyi gelen bir şey olduğunu bilmeme rağmen kendimi şu ara düzgün cümlelerle ifade edemeyeceğimi bildiğim için kendimi zorlamadım. Açıkçası bugün yazasım geldi uzun zamandır ilk defa.

Çok yalnız olduğum için olabilir.

Aslında, İstanbulda 3. yılına giren bir kız için şunu söyleyebilirim ki etrafımda uzun zamandır ilk defa bu seviyede kaliteli ve iyi ve ÇOK insan var. Dışarıdan yalnız görünmediğime çok eminim. Sanırım yani.

Ama uzun zamandır aklımda çok sade bir şey var. Huzur.

Erenle yakaladığım o üç haftalık rüyayı geride bırakmam gerektiğini biliyorum. Hayat toz pembe değil. Zaten sürekli yeni insanlara düşebilme yeteneğim geri gelmek üzere. Hoş, öpüşmeyi bile unutmuşumdur muhtemelen. Önemli değil.

Başarısızlık. Yalnızlık. 2 sene önce ve 4 gün sonra bakırköye yatırdım kendimi. Ve kabul ediyorum o zamandan beri hayatım sadece iyiye gitti, anlık düşüşler olsa bile. Bazı şeyler gerçekten rayında. Sadece ben değilim. Kafamda bir ağrı var. Geçmiyor. O kadar ilaç içiyorum, ne bekliyorum ki. Bari kalan yumurtalığım kendini intihar etmeseydi. Evet bir tanesi bozulmaya karar vermiş. Doktorlar belki düzelir diyor ama iki ayda bir regl olmaktan memnunum şimdilik. Acelesi yok.

Sürekli kilo alıyorum. Sanırım kilo verebilmek için sadece su içmem gerekiyor. Bir süre katı besin almamaya karar verdim herbalife çikolatası veya diyet şeyler hariç. Yanı 10 gün içinde 7 kilo vermek istiyorum. Yapabilmeliyim. Bilmediğim yerlerde bayılmamak için çok uzaklaşmıycam evden sanırım.

Hoş, gene Sarıyeri özledim. Belki oraya giderim.

Neyse, benden çok bahsettik.

EHEHEHEHE TABİ Kİ KENDİMDEN BAHSEDECEĞİM.

Neyse, ne diyecektim. Kısacası I AM BACK gençler. Şimdi Göksel- Depresyondayım çalmaya başladı. Gidip bulaşık yıkama havasındayım. Çok küflenmişler ben uyurken.

Sizi ve yazmayı seviyorum.

I wow you

Her şeyin ne zaman başladığını gerçekten hatırlamıyorum. 2018 bahar aylarında internetten tanışmıştık. İddia ettiğine göre dört kere ekmişim onu. Tinderı tekrar açtığımda tekrar eşleştik, 10. kez falan. Artık zamanı geldi diye düşündüm, çünkü erasmusa gidiyordu ve bir daha onu tanıma fırsatı bulamayabilirdim. Bu kadar kibar, mütiş görünen bir çocukla en azından bir kere görüşmek istedim.

Dışarıda buluşmayalım dedi. İtiraz etmedim. Aptal cesaretimi toparlayıp 2 ev arkadaşıyla yaşadığı-geçici yaşadığı- eve gittim. Skypeta göründüğünden çok daha minnoş bir çocuktu. O kavunumuzu keserken omzunu öptüm küçücük. Odasına değil, balkondaki yemek masasına oturduk karşılıklı. Konuştuk, ama genel olarak o anlattı ve ben dinledim. Viski shotları güzel oluyormuş.

İki ana problemim vardı.

Birincisi, bu çocuğa epey düşmeye başlamıştım. O kadar düşmeye başlamıştım ki üstüne atlamamak için biraz zor tutuyordum kendimi. “Hassiktir” dedim ” fena düşüyorum ben sana” Güldü. Kendimden nefret ettim daha önce onu defalarca ektiğim için. Özür diledim, hem ondan hem kendimden.

İkincisi, ‘I’ll get laid tonight” diyen bir tişört giymiştim ama hiç bana bakarken yakalamamıştım onu. Gay olmasından şüphelendim gelip beni öpene kadar.

O gece bir gecede hiç sevişmediğim kadar seviştim. Sabaha karşı 2 saat uyuyakaldıktan sonra bütün günü tekrar onunla geçirdim. 48 saatten uzun süre beraberdik ve eğer Pamuşu da götürseydim asla çıkmazdım o evden. 2 gün sonra bana gelmesi üzerine sözleştik ve evden çıktım.

Beynimde şu söz yankılanıyordu: Hassiktir!

O kadar güzel yemek yapan bir çocuk makarna haşlamayı nasıl bilmez?

Bu kadar şehirli ve modern bir insanın içinden nasıl soba yakmayı bilen bir adam çıkar?

Pamuk onu nasıl bu kadar çabuk kabullenip benden daha çok sevebilir?

 

Bana taşındı gibi bir şey oldu. Diğer evde pek bir şey bırakmamıştı zaten gideceği için. Eşyalarının çoğunu alıp geldi. Dizi izledik, dizi izlerken yarıda üstüme atlamaya çalışmayacak kadar düzgündü. Oyunlar oynadık, içtik, evi yeniden düzenledik. Alışverişe çıktık, düzgünce muhabbet ettik. Rüyada mı gerçekte mi olduğumdan pek emin değildim.

Bir gün, alarm çaldı, uyandık aynı anda. Yanımda yatan çocuk üstüme çullanıp seni çok özledim uyurken derken sımsıkı sarıldı. Bu hissi tarif edemem. Cicim ayları gibi bir şey oldu ama asla bitmedi.

Birisi sizi yanında uyurken özleyebilir mi?

Bu insan 10,5 ay boyunca erasmusta olursa ne olacak?

Gideli bir ay oldu dün. Katlanamayacağımı düşündüğüm günler katlanabileceğimi düşündüklerimden daha fazla. Çok özlüyorum.

Mesafe onun olumsuz yönlerini görmeme fırsat tanıdı. Kibrini, bazı kabalıklarını ve hoşlanmadığım hareketlerini gördüm. Gene de onu seviyorum. Ama çok acı verici bir durum. Eğer aşk buysa (ki bunun başka bir şey olduğunu sanmıyorum) aşık olmayın.

Bu sefer karar verdim. Her ne kadar bunu söylemek için erken bile olsa, eğer bu çocukla sonuna kadar gidemezsem kimseyle gidebileceğimi sanmıyorum. Mesafeleri ve uzakta olduğumuz zamanı saymak anksiyete krizi geçirmeme neden oluyor bu yüzden bıraktım.

O kadar güzel günler geçirdik ki, tanrım. 1 ay bile bitmeden onu bırakmak zorunda kaldım. Eğer geldiğinde de ilişkimiz aynı yerden devam edebilecekse ben bu çocuğu alırım.

Ama ufak bir sorun keşfettim. Güvenmek. Biletini gözümün önünde aldı, havaalanı sınırından gidişini izledim, sürekli fotoğraf/video atıyor ama acaba yalan mı söylüyor, acaba o şehirde değil de Türkiyede de benden mi gizleniyor, acaba başka kızlarla beraber oluyor mu, acaba dedikleri doğru mu.. gibi binlerce düşünce geçiyor aklımdan.

Bu çocuk “the one” mı değil mi henüz yorum yapmasam çok iyi olur (bana “the one”mış gibi geliyor) ama daha önce yaşadığım hayat bana güvenmemeyi o kadar iyi öğretmiş ki güvenebileceğim birine bile güvenemiyorum/güvenemeyeceğim. Bu realite o kadar üzdü ki beni.

Özlemden kuduruyorum. O burada olduğu zamanlarda bile gideceğini bildiğim için karşımdayken bile özlüyordum onu. Şimdi aramızda en iyi ihtimalle harcamayı göze alamayacağımız 400-450 dolar, 3500 km, ve kariyerlerimiz var. 1 sene boyunca böyle olacak.

Çok saçmalıyormuşum gibi geliyor. Ya hak etmiyorsa bu düşüncelerimi, hislerimi? Bu çok olası bir şey.

Acaba ne zaman göreceğiz? Acaba yolun bir yerinde durup onu arabadan atacak mıyım? Ama o zaman Pamuk babasız kalacak. Meh, zaten piçti çocuğum benim.

Hatırladıkça aklıma geliyor, özlemden, sevgiden, mesafelerden ve korkudan ağlıyorum. Mükemmel.

En kötüsü de bir ilişkide daha çok seven taraf olduğunu düşünmek/bilmek.

Zarar görmemek için sevmemeliyiz. Dedem ölüp de 65 yıllık karısının gözü önünde gömüldüğünde öğrenmiştim. Ne çabuk aklımdan çıkmış.