Dip

Üniversiteye başladığım, yurda yerleştiğim ilk günleri hatırlıyorum. Yalnızdım ve her seferinde yeni bir ortama girdiğimde yaptığım gibi sosyalleşmek istiyordum. Yanlış anlamayın, tüm ortamlarımda sosyal değildim. Hayatım şöyle işliyor benim; bir yerde uzun süre devam etmek amaçlı okula başlıyorum. İlk günler-haftalar enerjik, çalışkan, sosyal bir kız gibi görünüyorum. Sonra bir olay oluyor beni üzen –veya sadece canım sıkılıyor ve içime geri kapanıyorum. İçime kapanmaya başlamak bu sefer benim için uzun sürdü ve bu çok fazla derin sulara açılmama neden oldu. İçime kapandığım zaman 26 Aralık gecesiydi diyebilirim. Belki bir yerde gerek olursa anlatırım neler hissettiğimi sıra sıra.
İkinci hafta Yağmur diye bir kızla arkadaş oldum. Kendisiyle aynı sınıftaydık ve bana Bilge ablamı hatırlatıyordu sözleri, tavırları. Dedim ki kendi kendime işte senin üniversite boyunca çok iyi arkadaş kalabileceğin mükemmel arkadaş. Kaybetme sakın. Asla kaybetme.
Onu nasıl kaybettiğimi de anlatacağım tabi. Hoş, hala kaybettiğimden pek emin değilim, nedenini de anlatacağım. Sabır.
Neyse, Yağmurla takılmaya başlamadan önce içmeye pek ortamım olmuyordu ve içmeye fazla hevesliydim. O da biraz bunun kurbanı oldu. İlk defa onunla yürüdüm Kilyos’a. Kampüsten Kilyos’a giden yolu bilirsiniz –sahilden olanı değil, yoldan olanı- işte o yolu o ve hikayeleriyle, içim enerji dolmuş şekilde yürüdüğümü hatırlıyorum. The Pub isminde bir yere gitmiştik. Barın sahibi Serkan abiyle arkadaş olmuştuk, diğer gidiş gelişlerimizde. Yağmur çok çabuk arkadaş edinebilen birisiydi. O zamanlar bile neden benimle takıldığını anlamıyordum. Ben, genel olarak hiç kimseydim. O gerçekten sosyaldi. Balıkesirliler öyle olur zaten.
Ha evet benim memleket takıntımı da anlatayım. Her insan doğduğu-büyüdüğü şehirlere göre yetişir bence. Hiçbir Nevşehirli ile İstanbullu birbirine benzemez. Belki Nevşehirli rahat bir insandır ama mütevazı bir İstanbulludan bile daha mütevazıdır genelde. Şehirler, insanları kendilerine benzetir. İstanbul’un ruhunun oruspu olduğunu düşünüyorum. Sonuçta yüzyıllar boyu herkes onu istemiş, çok az kişi ona sahip olmuş. Kaliteli bir oruspu yani. Nevşehir ise, garibim neler görmüş neler geçirmiş, içinde dünyanın en büyük yer altı mağarası bile bulunmuş ama hiç de öyle havalı durmuyor. Siktiğimin Kapadokyası Nevşehir’in içinde ama kimin umrunda. İstanbul’un boğazı var. Nevşehir’de deniz yok bir kere. Neyse, konu çok dağıldı. Burada şehirler ve insanlar hakkında uyarılar yapmak istiyorum. Asla bir Kayseriliye güvenmeyin maddi konularda, eğer eşiniz, çocuğunuz ya da birinci dereceden akrabanız değilse. Çorumlular çok kabadır. Yaşlıysanız asla Çoruma gitmeyin. Karaman, güzide ülkemizin en sapık insanlarının yetiştiği yerdir. Niğde ise ihaneti ile anılır. Konya ve Aksaray kendini aşırı dindar olarak gösterip alttan alttan bir şeyler yapma potansiyeline sahiptir, dikkatli olun. İstanbul, eh dedim zaten. Yalovalılar sakindir ve güven problemleri yaşar. Şırnaklılar kaçakçılık yapar, bir Şırnaklı ile evlenmeden önce iyi düşünün, yıllarca mahpustaki birini beklemek zordur. Egeliler genel olarak ülkenin en iyi insanlarıdır. Rizelilere güvenmeyi (şahsi olarak) şu anki Cumhurbaşkanımızı az çok tanıdıktan sonra bıraktım, sizin tercihiniz tabi ki. Gibi şeyler. Aklıma başka bir şehir gelmiyor, gelirse eklerim. Düşüncelerimi paylaşmak benim için önemli. Yıllardır bunu bekliyordum sonuçta.
Hikayeme geri döneyim, Yağmurla olan aradaşlığımız git gide sürekli içmek içmek ve içmek olarak değişmeye başladı. Benim hatamdı. Özür dilerim, Yağmur. Seni gerçekten seviyorum.
Araya bir(birkaç) çocuk karıştı. Tam olarak nasıl olduğunu hatırlıyorum. Bir gün, Yağmur, 3 oda arkadaşı, Berat ve Osman isminde bir çocuk(ben onu the ateşçi olarak kaydettim rehberime) sahilde ateş yakmış içiyorduk. Yani genel olarak içiyorduk, içmeyenlerimiz de vardı tabii. Kilyosta ateş yakmak mükemmeldir. Biliyorsunuz, okulumuza ait bir sahil var. Güvenli. Kampüsün köpekleri bizi korumak için seferber, ayrıca dışarıdan kimse gelmiyor genelde. Uzaktan birisi yaklaştı. Kıvırcık. Uzun boylu. “Selam! Oturabilir miyim?” dedi. Hemen davet ettik. Biraz konuştuk. Onunla aynı bölümde olduğumuzu öğrenince içimden dedim ki “Tanrım! 62 kişilik bölümümde sonunda bir xy kromozomu ile karşılaştım. Hemen arkadaş olmalıyım!” Ve elimde olmadan çocuğa “KANKAAAĞ” demek sureti ile sarıldım. Benimle ilgili olmayan ayrıntıları geçiyorum. Birkaç gün içinde baya takılır olmuştuk. Sonra bizi birileri ile tanıştırdı. Kendi arkadaşları ile. Ama bir sıkıntı vardı. Ciddi bir sıkıntı vardı.
Şöyle anlatayım, senenin başlarında oda arkadaşımdan biriyle konuşan bir çocuk vardı ve ben kıza demiştim ki ona güven olmaz, uğraş vermene bile değmez(öyle şeyler demiştim tam ne dediğimi hatırlamıyorum lakin ana fikir buydu) İşte tanıştırdığı çocuklardan birisi buydu.
Erhanı ilk gördüğüm gün, oda arkadaşlarımı sonunda ateşimize katılmayı ikna ettiğim gündü. Berfin ile hala konuşuyorlardı. Erhan, Burak, Birce, İlke ve Seda gruba yabancı kişilerdi. Erhanın kafası baya iyiydi. Sanki alkolden başka şeyler kullanmış gibi bir hali vardı. Ben bilerek Birce ve onun yan yana olmasını sağlamıştım. Her zaman, arkadaşımın hoşlandığı/sevdiği çocuğa karşı “o gözle bakmamak” isimli yazısız ve kimseye genelde söylemediğim bir kural vardı. O gün de öyle oldu. Asla o gözle bakmadım. Neyse, kızlar dumandan rahatsız olup erken kalktılar. Sonra da oğlanlar gitti. Asıl ateşçi ekip kaldı. O gün önemli başka bir şey olmadı.
Sonraki günlerden birinde nasıl olduğunu hatırlamıyorum ama Yağmur, Erhan ve ben, YADYOK’ta sabahladık beraber. Hatta Yağmur çok güzel tarot bakar ve ben ondan tarot bakmasını istemiştim o gün için sonuç olarak kartları yanındaydı ve fallarımıza baktı. Ve ben o sıralar başka birisine ilgi duyuyordum ama falımda Erhanın çıktığına yemin edebilirim. Benim falıma bakarken o yemek yemeye gitmişti, onun falına bakarken ise gözlerini bana dikmiş gibi hissetmiştim. Ve falında benim çıktığıma da yemin edebilirdim. Neyse, gece boyunca baya eğlendim diye hatırlıyorum.
Beraber kahvaltıyı bekledik. Kahvaltıdan ilk o kalktı. Yağmurla aynı anda birbirimize baktık. Yağmur “tips” dedi. Ben de “hassiktir oradan” dedim. “Neyse al senin olsun ben Burakla ilgileniyorum zaten.”
Dörtlü olarak takılma fikri güzel gelmişti. Ama ortada kimseye o an söylemediğim bir sıkıntı vardı. O çocuktan hoşlanmıştım.
Ertesi günlerden birinde, Tırmata’da bir parti oldu. Yağmur partileri sevmiyordu ben de gürültüyü, ama ben çok fazla partiye katılmadığım için hevesliydim. Sonuç olarak gitmedik. Arkadaşlıkta da ilişkide de baskın karakter olmayı sevmem. Baskın olmaktan sıkıldım. Neyse, ateş yaktık. Gecenin sonunda Berat, Osman ve ben kalmıştık. Gitmeyi düşünüyorduk yavaş yavaş. O sırada Erhan aradı.
Uzun lafın kısası yaklaşık 45 dakika sonra, bizim çocukları göndermiştim ve yanımda bana bekçilik eden köpek ile birlikte Erhanı bekliyordum. Geldi. Aramızdaki konuşmaların ne kadarını yazmam etik olur bilmiyorum. Ama gecenin sonunda o tünelin ucunda bir ışık görmüştüm. İlk defa biriyle ay ışığının altında sahilde uzanarak yıldızları izlemiştim. Sanırım teknik olarak ilk defa o kadar romantik bir anda alnımı öpmüştü.
NOT: Bizde, yani İç Anadolu’da, veya Güneydoğu Anadolu’da, veya direk normal Doğu Anadolu’da birinin alnını öpmek namusumsun demektir.
Tabi ki ben o çocuğun öyle demek istemediğini biliyordum. Lakin sevgili bizden olmayanlar, insanların alınlarını öylesine öpmeyin. Teşekkürler.
İlerleyen günlerimizde ilk öpücüğüm onunla oldu.
Baya hoşlanmaya başlamıştım ondan.
Biliyordum beni sevmediğini, o şekilde, evet biliyordum ama allahaşkına ben Elifim benden ne beklenebilir ki? En iyi yaptığım şeylerden biri beni sevmeyen adamları sevmek. Babamdan öğrendim bunu gerçekten güzel şekilde başarmayı.
Babam kısmına sonradan geleceğiz. Ve şimdiden söyleyeyim, o zaman tekrar söylerim. Babamı sevmeyi hiç bırakmadım. Muhtemelen en iyi ihtimalle ailenin bir sonraki cenazesinde beraber olacağız ve muhtemelen yine yüzüme bakmayacak ama onu sevmeyi hiç bırakmayacağım. Onun sayesinde en iyi şekilde öğrendim sevmesini istediğin adam seni sevmediği halde senin ona sıkı sıkı sarılmaya çalışmanın ne demek olduğunu.
Bana aseksüel olduğunu söyledi. Bu çok komik bir iddiaydı. Aksini çok güzel şekilde kanıtlayabiliyordum ama iddiası o yöndeydi, ne yapalım.
Bir yerden sonra cesaret gerektiren bir suç işledik. Suçu işlemeden önce demişti ki “Yakalanırsak en kötü ne olur? Disiplin cezası yeriz. Sen bunu göze alıyor musun? Ben alıyorum.” Ben riski göze almıştım çünkü onunla olmak güzeldi.
Ertesi hafta, dedemin yokluğunu aratmamak için haftasonu babaannemin yanına gitmiştim. Bana mesajla söyledi. “Yakalandık. Biri bir şey sorarsa reddet. Arkadaş kalalım.” Erkeklerden daha cesur olduğumu o an fark ettim. Yakalandık dediği şey ise saçma sapan bir laf arama şeyiydi. Açmayacağım kimsenin başını belaya sokmamak için.
Korkak erkeklerle asla birlikte olmamaya o zaman karar verdim. Erkek dediğin taşaklı olmalıydı. Hem madden(o bir zahmet zaten) hem de manen.
Oldum mu, evet. Ama oraya sonra geleceğiz. Her şeye sonradan geleceğiz dediğimi fark ettim. Her şeyi aynı anda anlatmak istiyorum aslında ama detaylı olarak yazdığım, arada Pamukla oynama ve çiş molalarına çıktığım için biraz zor oluyor.
Erhanla bağımız tamamen kopmamıştı. Biliyordum.
Yağmurla aramın bozulması da o sıraya denk geldi. Bir gün Yağmur beni Tırmata’ya götürdü. Dedi “İç. İçmen lazım çünkü birazdan söyleyeceğim şey seni sinirlendirecek.” İçtim. Bana Erhanın arkamdan neler söylediğini anlattı. Biraz daha içtim haliyle. Biraz daha içtim. Güzel içtim. Yağmur yağıyordu. Yağmurun tavsiyesi ile (hatırladığım kadarıyla Yağmurun tavsiyesiydi) Erhanla son bir kez konuşacak ve neden o dediklerini dediğini açıklamasını isteyecektim. Buna karar vermek büyük hataydı. Kendimi gerçekten rezil ettim. Anlatmayacağım. Büyük ihtimalle asla. O gün yurda kendimi sürükledim-Yağmur beni YADYOK’un girişinde bırakmıştı yalnız konuşalım diye- yurdun girişindeki koltuklarda beni beklerken buldum. Ona ses kaydını dinlettim- sarhoştum ve unutmamam gerekiyordu öyle zamanlarda ses kaydı almak mantıklı bir seçim. O dinlerken de kusmaya gittim. Döndüğümde beni asansöre kadar bıraktı ve gitti.
Sabah uyandığımda telefonum ve kabının arasında sıkıştırılmış bir kağıt buldum. Kağıtta özet olarak kendime gelmem gerektiğini ve eğer kendime gelmeyeceksem onunla bir daha konuşmamamı söylüyordu. Eğer düzeleceksem beraber ders çalışabilir, gene bazenleri içebilir, muhabbet edebilir, takılabilirdik ama düzeldiğime onu kesinlikle inandırmam gerekiyordu. O kağıt beni biraz sarstı. Şimdi bakıyorum da o kağıt olmasa daha da batardım. Daha da batmanın ne demek olduğunu bilemezsiniz. En dibi gördüğünü sanıp sonra daha da dipler olduğunu keşfetmek. Tamam haksızlık etmeyeyim belki birkaçınız biliyordur. Neyse.
Kaç gün okula gitmedim hatırlamıyorum. Ne kadar süre boyunca yurttan çıkmadım onu da hatırlamıyorum. Kaç gün banyo yapmadım onu bile hatırlamıyorum.
Yağmur değerli bir insandı ve ben onu kaybetmiştim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s