İç dökmek seramonisi

Paylaşacak kimsenin olmaması hiç bu kadar ağır gelmemişti. Yani, paylaşacak insanlar elbette var ama tam olarak anlatmak istediğimi anlayacak kimse yok bu dünyada(en azından benim tanıdığım dünyada) ve bu çok korkunç.

Yavuzdan sonra hiçkimse ile sarılıp uyumadım. Bu çok büyük bir eksiklik. Tabi asla şunu iddia etmiyorum: Yavuz beni hiç anlamadı. Yavuz sadece abisinin mezun olduğu okuldan hoş bi kızla tanıştı ve yatağa atmaya çalıştı. Belki biraz bağlandı. Ama asla benim onu düşündüğüm kadar beni düşünmedi. Bugün, bana aldığımız son kondom paketini açıp açmadığımı sordu. Hadsiz! Bitirdim dedim. Yalan. Yakın zamanda (muhteşem(!) erhan ile yaşadığım berbat deneyimden sonra) sahalara dönmeyi düşünmüyorum. Belki ayın sonlarına doğru beklediğim kişi amerikadan döndüğünde bu kararı tekrar ele alabilirim ama bu aralar yeni insanlar beklemiyorum hayatıma.  Üzgünüm sevgili blog okuyucuları (varsanız) ama paylaşacak kimsem yok nasıl hissettirdiğini anlatabileceğim. Tek kelime ile: Kullanılmış. Bunu açarsak eğer: Hayal kırıklığı. Aynı zamanda rahatladım da. Çünkü erhandan tekrar hoşlanabileceğimi düşünüyordum. O ihtimali kaldırdı en azından. Asla öyle davranışlara sahip olan birisini hayatıma almayacağım. Zaten kafamı karıştıran bir kendim var, kocaman bir problem.

Geçtiğimiz ay yeni eve taşındığım için anneme yaklaşık on bin lira harcattım. Zaten çok pahalı bir ders alıyorum. Aynı zamanda binicilik gibi lüks olan bir şeye para harcatmaya lüksüm yok, diye düşünürken bugün güzellik merkezinden telefon geldi. 1400 tl borcunuz var. Dünyam başıma yıkılır gibi oldu. Geçen sene yaptığım bir anlaşma idi kendileri, en z 2 sene yurtta yaşayacağımı ve alkol masraflarını azaltırsam anneme yük olmadan yapabileceğim bir ödeme olduğunu varsaymıştım. Bilin bakalım ne oldu? Düşündüğümün yakınından bile geçmedi son bir sene. Mahvoldum ben ya. Sadece o kadar borç var diye değil. Geçen sene yaptığım o kadar mantıksız şeyin bedelini şimdilerde ödüyorum diye. Buradan kendime bir laf atayım: bunu şubat 2019dan sonra okuyorsan, o koltuktan götünü kaldır ve iş bul. Oruspuluk ve uyuşturucu tacirliği hariç. Yasalara bağlı kalarak en fazla kazanabileceğin işi yakala. Yapabilirsin. Yapabilirim biliyorum. Yeni çalışanların 6 ay kasaya dokunamadığı bir iş yerinde 2 aydan sonra kapanış yapıyordum ben. Güvenilir ve çabuk öğrenen biriyim. Eh, ortaokulda annemin çantasından 20 lira çalmış olabilirim ama o günler geçti. NE ANLATIYORUM BEN. Evet, geçelim bunu.

Profu geçememek benim için büyük bir kabus. Ama gerçek olmaması için gerçekten uğraşıyorum. Tübitak bursu benim için gerçekten önemli. Haftada 36 saat çalışarak ayda 850 lira kazandım bir ayda. Tübitak bursum geri açılırsa hiçbir şey yapmadan ayda 750 lira kazanabileceğim. Ders çalışmam koşulu ile. Çok adil bi anlaşma. Sınavı geçmem lazım. Ama en önemli şeyin ne olduğunu biliyorum, kesinlikle en önemli şey sınav değil. Yaşamım.

İddiya varım benim kadar zeki(evet zeki olduğumu biliyorum abartmıyorum) ve bu kadar psikolojisi allak bullak olan bir insan ile hayatınız boyunca en fazla 3 4 kere karşılaşabilirsiniz. BRSHH ye yatmış bir Boğaziçili biliyorsanız lütfen bildirin yalnız olmadığımı bilmek istiyorum. Çünkü hiçbir yerde ait hissedemiyorum. BRSHH de ilk günlerde benim hasta olduğuma inanmamışlardı, Boğaziçinde de burayı hak etmediğime inanacaklar. Hoş hastanede birkaç gün içinde ikna edebilmiştim onları ama üniversite? Bilmiyorum.

Açıkçası sonuna kadar Boğaziçili hissediyorum. (Kötü özelliklerini kapmamaya çalışıyorum) (Bölüme başlayınca Boğaziçili olmak isimli bi yazı yayınlayamayı düşünüyorum, direkt gördüklerimle- ve bence çoğu aileyi mutlu etmeyecektir şimdiden söyleyebiliyorum) Üniversitemi seviyorum. Kilyosu seviyorum. Piramit’in aslında kütüphanenin alt katı olduğunu fark ettiğim andan itibaren Kuzeye tapıyorum. Güney çimleri, petekleri, kulüp binasını seviyorum. Mükemmel ve donanımlı hocalarına aşırı saygı duyuyorum. (şu ana kadar hiçbirinden kötü bir şey görmedim duymadım- bazıları yaşlıları gereğinden fazla durmakla “fosil” olmakla suçluyor ama henüz bilmiyorum haklılar mı) Öğrencileri de bana bulaşmadıkları sürece hiçbir sorun olacağını sanmıyorum. Merte ODTÜ hakkında söylediğim gibi: binlerce insanın içinden illa ki kendin gibilerini bulabilirsin, sadece dikkatli bak ve onları bulana kadar sosyalleş. Eh, sosyalleşme kısmını geçen sene Tırmata’da yeterince yaptım, aşırıya bile kaçtım.

Anyway, sanırım şimdilerde bu yazıyı bitirsem iyi olur. Annem spor salonundan ona fotoğraf atmamı bekliyor. O kadar harcamamın arasında 100 lira spor salonuna vermenin o kadar da kötü olmayacağını söyledi. Peki dedim. Acaba terapiye gitmek istediğimi söylesem ne yapardı merak ediyorum. En son saatliği 200 lira idi. Ucuz olanı. Şaka gibi. Düzelmek için para ödemek çok saçma. Sosyal devlet miydi bizimkisi neydi? Hatırlamıyorum. Siyasetten uzak duruyorum. Ve haberlerden. Mesela bugün hızlı tren kaza(!) yapmış. Şansa bakın ki en çok hasar alan kısım bir profesörün olduğu vagonmuş. Psofesör ölmüş. (müslüman değilim ama ağız alışkanlığı) Allah rahmet eylesin.

Fen edebiyat ülkemizin kurtuluşudur. Yok etmeye çalışılırsa beyin göçü önlenemez. Senelerdir kendime yedek ülke arıyorum. Keşke asgardia aidat getirmeseydi, değil mi?

Baya uçtum ben, gideyim

Kendimi, kedimi, annemi ve beni sevenleri seviyorum

xoxo

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s