Prof no.3 bitti

Hayat biraz biraz yolunda gidiyor gibi sanki bu aralar. Böyle olduğu zamanları çok iyi tanıyorum artık. Ardından büyük bir olay damlıyor. Proficiency’ye gireli iki gün oldu. Garip bir gün geçirdim. Sınav için sabahın köründe uyanıp geç kalmamak için evde bekledim. Sonra taksi ararken yanlışlıkla otobüse binip gerginlik yaşadım. Evet yaptığım bazı şeyleri tamamen şans eseri yapıyorum. Planladığım şey olmuyor ama genelde amaca ulaşıyorum, o da yeterli.

Sabah New Hall’ın önünde Yağmur’la karşılaştım. Salakmışım gibi davranıp sen hazırlığı geçmedin mi ya falan diye sordum cevabı bildiğim halde. Yanında arkadaşları vardı, onlara desteğe mi ne gelmiş. Görüşürüz deyip tekrar sigara bile içmeden içeri girdim.

Sınav sorularını hatırlamıyorum bile. Sadece elimdeki NH 202 – ve sıra numaram yazısını hocaların gözüne sokmaya çalıştığımı hatırlıyorum elimdeki yazıyı kopya sanmasınlar diye.

Molada ve sınavdan çıkarken bir tanıdıkla selamlaştım. -Arkadaş değiliz ama nasıl biri olduğunu az çok biliyorum. Arkadaş olmak ister miyim emin değilim. Ama tatlı bir insan ve anlaşmak isterdim onunla. Ne yazık ki Kilyos ekibimden HERKES HERKES LANET OLSUN HERKES BİRBİRİYLE ALAKASI OLMAYAN HERKES arkadaş olmuş ve hepsinin arasına selam ben geri döndüm diye giremem, girmem-

Simit sarayına uğrayıp ağlamak istedim, çok yoğunlardı ben de otobüs durağına gittim. Sarıyer’e giderim diye düşünmüştüm. Sarıyer benim için kutsal. En son geçen sene bu zamanlar hastaneden çıktığımda gitmiştim. Kilyos değil dikkatinizi çekerim, her şey yavaş yavaş… Oraya da gideceğim. Neyseee.. Otobüs beklerken çok gergindim. Kesinlikle kaldığımı ve her şeyi batırdığımı düşünüyordum. Şu anda bundan çok emin değilim tabi, açıklanınca göreceğiz. O ara zaman annemle ve Hasan hoca ile olan konuşmaların anlamlarını çıkarmakla geçiyordu. Yanımdan 3 kişi geçti. Otobüslere bakıyordum. O yönden geldiler ve geçtiler. Bir an bir şey oldu onları tanıdığımı hissettim. Arkamı döndüm. Furkanın bonus kafasından tanıdım onları. Erhan ortada, kambur gibi yürüyen çocuktu, tanıdım. 3. kişiye bakmaya gerek görmedim ve önümü döndüm. Erhan neyse, onun görmezden gelmesini kaldırabilirim. Ama Furkan? Aynı bölümdeydik. İyi oluruz diye düşünmüştüm bölüme geçince. Anladım ki olmayacak. Erhanla takılması hoş bir şey değil. Benim açımdan yani. Çok az erkek var bölümde, ve ben kızlarla arkadaş olmayı beceremiyorum. Hatta Furkanı tanıdığım gün kimyada olduğunu öğrenince “KANKAAĞ” diyerek çocuğa sarılmıştım- garip evet. Bir de Erhanı görmek biraz üzdü diyebilirim, algıda seçiciliğim yüzünden okulda onu çok sık göreceğimi farkettim. İyi ki sayısalcı değil demek isterdim lakin sözel derslerle seçmelilerimin tamamına dolduracağımı bildiğim için diyemiyorum. Eh, en fazla ne olabilir ki? Derken düşündüm. O erhan-furkan-serkan üçlüsü hayatıma koca bir yara bırakmadan beni rahat bırakmayacaktı biliyordum. İlerleyen dönemlerde göreceğiz tabi ki, ama düşüncem o yönde.

Sarıyere gittim. En sevdiğim kafeye oturmadan önce annemin meslektaşlarının birinin ofisine uğradım selammm diyerekten. Kadın beni yemeğe götürmeye çalıştı, geri dönüyorum başka zaman deyip nazik çok nazikçe geri çevirdim. Evet iyi birisine benziyor ama hala sen-siz gerilimini yaşıyoruz ikimiz de konuşurken.

Gidip köşeme çekilince acıktığımı fark edip yemek yedim. Ay ne zamandır içinde pişmemiş soğan, sucuk falan olan bir şey yememiştim, her an her şey olabilir diye. İçinde leziz pastırma parçaları olan paçanga böreği yeme izni bile verdim kendime. Çünkü önümüzdeki bir hafta içinde date’im olmayacağını biliyordum, evden çıkmayı da planlamıyordum.

Sonra tam yazı yazmaya başlarken, Murat mesaj attı. Ah be dostum. Benden ne istediğinden hala emin değilim. İnsanlara güvenmeyi beceremiyorum. Ama o kadar iyi niyetliye benziyor ki… O kadar süper anılarımız olmadı ama iyi anlaşmıştık. Onunla bir ilişkiye başlamamamın iki ana sebebi vardı o zamanlar: birincisi yavuzla iyi gidiyor gibiydi ve benim için sadece kaçamaktı Murat, ikincisi ise tüm yaz ayrı olacağımızı bilmemizdi. Bana benden sonra kimseyle birlikte olmadığını söyledi. Götümle güldüm desem yeridir. Öyle bir çocuk olmadığını biliyorum çünkü. Hoş şu an düşündüm de Burakla da aşırı iyi anlaşırlar ya. Tamam bu düşüncelerin devamını kendime saklayayım, kötü şeyler olduğu için değil inanılmaz şekilde ulaşılmaz olduğu için benim baika bir çiftle double date falan yapma ihtimalim. Daha ben iki kişilik datelerin dinamiğini çözmedim. Belki Muratla iyi oluruz, belki olmayız. Ama şu an kimseyle olamayacağımı bildiğim için sakince açıkladım.

O sırada yavuz bana dişi kedi kısırlaştırması gibi garip bir konuyla geldi. Biraz konuşturdu, hal hatır felan sordu ondan sonra da bende kalmak istedi! Ayazağada da diğer kampüste de teslim etmesi gereken ödev varmış! Kiraya ortak olalım şakasını tekrar yaptı! Yüzsüz diyebilirim sanırım. Hoş, bu sefer özür diledi.

Hayatımda iz bırakmış 3 erkek çocuğunun arka arkaya böyle denk gelmesi garip oldu. İkisiyle asla olmayacağımdan emin oldum, birisi ise bende merak uyandırdı. Ama bunun hakkında bir şey yapmayacağım tabi ki.

Metroyla dönerken de epey hüzünlüydüm. Ağladım. Erkekler yüzünden değil, reklamlardaki yaşlı bir kadın yüzünden. Bunun açıklaması büyük isyan içeriyor, yazmayacağım.

Prof bitti. Umarım gelecek profa girmeme gerek kalmayacak. Ama o ihtimali düşünmek de o kadar korkunç gelmiyor artık. En azından listeningi hallettiğimi umuyorum. Belki bir sürpriz olur da hepsini hallettiğimi görürüz. Olmazsa bile, ne yapacağımı, neden yapmak istediğimi az çok biliyorum. Hayatım hakkında yani.

İngilizce en büyük kabusum değil. Evet tek altyazılı kabusu onun hakkında görüyorum ama uyandığımda altyazılı hd rüya izledim diye de mutlu oluyorum.

En büyük kabuslarımı bile hatırlamkta zorlanıyorum.

Gene çok anlamsız bir yazı oldu. Uzun zamandır yazmamıştım. Yazamamıştım. Bugün bile elim klavyenin üstünde bir on dakika bekledi acaba yazabilir miyim diye. Çok paslandım. Öf

He bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim, prof sadece ingilizce öğrenmekle alakalı değil bence. Öğrencilerin üniversiteye mental olarak hazırlanmasını sağlıyor. Hazırlık atlayan insanlar hayata bir sene erken başlıyor olabilir ama yaşanması gereken bir sene olduğunu düşünüyorum. Proftan geçmek için sadece ingilizce bilmenin gerekmediğine, ayrıca Boğaziçili olmayı az çok öğrendikten sonra geçilebildiğine inanıyorum. Ve ben bundan daha fazla hazır olamazdım bence.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s